31 Ocak 2009 Cumartesi

hayırdır sayın başbakan,çok şovmen gördüm sizi...


Davos'tan kareler / 20


Yakın tarihimize baktığımız zaman birçok renkli simayla karşılaşırız.Nev-i şahsına münhasır hadi Romalılar alınmasın "sui generis" isimler çıkar karşımıza.Zihnimizde görüntüler oluşmaya başlar."Olacak O Kadar" tadında parodilerle neşeleniriz çoğu zaman.Dost meclislerinde büyüklerimizden dinlediğimiz hikayeler gelir aklımıza, sloganlar atarak doldurdukları meydanların heyecanıyla anlatan amcaları dinleriz büyük bir iştahla.
Ecevit-Demirel-Erbakan üçlüsü bir aradadır mesela ve olanca naifliğiyle tartışırlar dış politikamızı TRT ekranlarında.
Sakıp Sabancı kriz sonrası meşhur konuşmasını yapmaktadır o sevimli hitabıyla.
Naim Süleymanoğlu yurda inmiştir omuzlarda,Kaptan Bülent uefa finalinde kolunu sarmış ve gemisini terk etmemiştir takımın en zor anında ve daha niceleri vardır kişisel hatıratımızda...
Saydıklarımın hepsi hayata karşı duruşu olan,dünyaya muhalefet şerhi düşen adamlardır.
Hiçbir menfaat dengesi yollarından ayırmamıştır onları-demirel için biraz şüpheliyim ama eğlenceli adamdı nihayetinde- hiçbir vaat alıkoymamıştır kendi masallarından onları.
Şimdi sorabilirsiniz: -peki tayyip ne yana düşer usta?
Cevap veriyorum: -her yanım ağrıyor şov yapma bana,iş yap usta.

ne güzel köşecimizdin sen perihan abla...


perihan mağden'de kendi köşesine çekildi.
benim de kesip sakladığım aylar öncesinden bir yazısıydı 2 tuhafiyeci.
2 Tuhafiyeci

Dükkânınızın olduğu Çarşı’yı hiç sevmezsiniz.
Bir günden öbür gün’e yerleşmemiştir bu duygu: önce cılızdan filiz verip sonra giderek yeşermiştir.
Bir zamanlar, iyi-kötü çayını içip tavla oynadığınız diğer dükkân sahiplerinin, giderek daha dolandırıcı, daha adi, daha palavracı kesildiğini görmüşsünüzdür.
Ya da onlar hep öyledirler de; siz giderek ince eleyip sık dokur olup hayatınızda, onlara katlanamaz hale gelmişsinizdir.
Bir-iki ağız dalaşı, sizin onlar hakkındaki görüşlerinizi haykırdığınız kavganın akabinde, yüzlerini dahi görmek istemediğinize, karar vermişsinizdir.
Artık Çarşı’da yalnızsınızdır. Ama dükkân sahibi olmak bunu kaldıracak bir iştir. Sabahları gelip dükkânınızı açar, içerdeki malların kaliteli ve bol çeşitte olmasına azami dikkâti gösterir, dükkânı iyi tutar, akşamları kepenkleri indirip çeker gidersiniz.
Çarşı’daki mutlak yalnızlığınız kendi tercihiniz olduğu için de, bir müddet sonra ne denli yalnız çalıştığınızı fark bile etmez hale gelirsiniz.
Derken bir sabah tam yanı başınızdaki köhne ve boş dükkânın tutulduğu, dikkâtinizi çeker.
Dükkân açıldığında, Yeni Tuhafiyeci’nin (tesadüfe bak) çocukluk arkadaşınız olduğunu görüp sevinirsiniz.
Sevinciniz her gün katlanır. Arkadaşınızın tuhafiyecilikten anladığı, sizinkiyle aynıdır. Üstelik çok hoşsohbet bir zattır. Tuhafiyecilik üstüne, Çarşı üstüne, dükkân sahiplerinin niceliği üstüne ahbabınızla konuşmaya başlarsınız.
Konuşmalar uzar: dükkânlarınız daha erken açılıp daha geç kapanır. Tuhafiyeciler Çarşısı’na birlikte inilip mallara bakılır. Hemen aynı şeyler beğenilir. Yalnızca dükkânlarınızdaki düzen farklıdır.
Çarşı’nın geri kalanı en az sizin kadar, arkadaşınızın sinirine gitmektedir.
Diğer dükkân sahiplerinin lagarlığı, kazıkçılığı, iffetsizliği, dangalaklığı aranızda bitip tükenmek bilmez sohbet konularına dönüşür.
Onca yıllık dükkân sahipliğinden sonra; işiniz ilk defa bir espri, bir dayanışma hissiyatı, bir paylaşım neşesi kazanır.
Güzel havalarda tabureleri dışarı atıp tavla oynarken, diğer dükkân sahiplerini çekiştirip gülersiniz. Gülünecek hallerine güler, ağlanacak hallerine söversiniz.
Çin Malı’nı hakiki diye dayayanları, Arap Malı’nı ‘İtalya’dan dün getirdim’ diye gazlayanları, eprimiş, bozuk nesnelerini ‘hiç modası geçmez ağbicim bunların’ diye müşterilerine kakalayanları birlikte seyretmek, ayrı bir zevktir.
Yalnızlığın kızgınlığının yerini, aynı kofluklara aynı gözler ve gözlüklerle bakan 2 Tuhafiyeci’nin keyfi almıştır. Çarşı’da dükkân sahibi olmak, size hiç bu kadar iyi gelmemiştir.
Günler, günleri kovalar.
Bir gün ahbabınız gelip dükkânını açmaz. Ertesi gün de.
Çarşı’ya döndüğünde bazı şeylerin kendisini nasıl sıktığını, tahammül seviyesini aştığını anlatır.
Panik içinde onu itidale davet edersiniz. Hem bu dostluğu kaybetmenin korkusu, hem de bu denli iyi 1 Tuhafiyeci’nin Çarşı’dan çekip gitme ihtimali, size çok ağır gelir.
O kadar çok konuşursunuz ki, ahbabınız belki de sırf sizin hatırınız için, o Dallamalar Çarşısı’nda dükkân sahipliğine devam eder.
Ama vazo; bilirsiniz ki, kırılmıştır.
Nitekim arkadaşınız biriktirir, biriktirir, o Çarşı’da daha fazla kalmaya tahammülünün kalmadığını sonunda ilan eder.
Çok fena, bozulursunuz. Çok derin, üzülürsünüz. Bunca yıldan sonra Çarşı’nızda açılan o çiçek gibi dükkân, kapanacaktır.
O kadar beğendiğiniz tuhafiyeci dükkânı kapanacak, izbe ve küçük bir boşluk yeniden yerini alacaktır.
Aynen o Çarşı’ya yakıştığı üzre. Çekilmiş bir ön diş gibi: Bir boşluk, karanlık arkadaşınızın dükkânının yerine.
Çarşı’da öyle yapayalnız kalırsınız.
Topladı ahbabınız mallarını. Gelip vedalaştı sizinle. Tabii ki görüşürsünüz, konuşursunuz. O sizin çocukluktan arkadaşınız.
Ama: tuhafiyecilik hiç bu kadar zevkli olmamıştı. Siz, dükkânınıza hiç bu kadar iyi bakmamıştınız. Dükkân mesaileri hiç bu kadar neşeli geçmemişti.
Çok hoş bir dönemdi sizin için.
Çok kısa sürdü. Ve bitti.