dar vakitte, can sıkan bir umutsuzluğa düçar olmak.
panjur kapanınca her yer gece.
tarkan'ın asla şarkısının arak olduğunu sözlükten okudum, meğer benim "nokere ren thuram" diye kendimce söylediğim şarkıdan iktibas ve iltibas etmek suretiyle sanatını icra etmiş beyimiz.
yakışıksız tutumlar sergilediğim için dünyanın bütün dillerinde turgut uyar'dan özür dilerim.
tespitim odur ki "0.5-2B-tombo" ahir ömrümün en dayanıklı üçlüsüdür.
"telefon rehberi" diye bir şey olmasaydı, ne kadar da az numarayı ezberlemek zorunda kalacağımı keşfettim bugün.
ağdalı cümlelerle hayatımı sürdürmek zorunda kalsaydım, tüm sınavlardan sonra, şu cümleyi kurardım sanırım; -sizi böyle soru sormaktan men ederim sayın akademisyen.
2100 yılında yapmak istediğim tek klas hareket var; tarihi "yirmibirçiftsıfır" diye seslendirmek.
her şey iyi gidiyorsa, isviçreli olduğundan şüphe duymaya başla, şu dünya üzerinde isviçreli olan birinin ne sorunu olabilir ki, minareden başka.
"k" ile başlayan ne kadar çok güzel kelime varmış meğer; kerhen, kadim, kuytu, kar, kesif, keşif, ketum, kandil, kara, kuru ve daha nice mutlu k'ler.
"sözleşmesel" kelimesini cümle içinde kullanan birisini mecmua okuyanlar asla affetmeyecek; dergi okuyanları bilemem.
modern isim saçmalığına birisinin son vermesi gerekmiyor mu artık, su ile biten isimden kimseye hayır gelmez, çocuğun ismini kayınvalide'den kaçırmak için bu kadar muvazaa kamu vicdanını yaralıyor. çocuğunun adını "serapsu" koyan adamın kütüğüne baksan hocafakıh yazar, şu yaptığı densizliğe ne demeli şimdi, hem hiçbirimiz börmıngımlı değiliz ki.
"orhan gencebay-al senin olsun" olmasaydı, olmazmış.
28 Ocak 2010 Perşembe
20 Ocak 2010 Çarşamba
acının öyküsü
eviniz vardır, müstakildir, hemen önünde şirin bir bahçe, bahçe içinde çeşme ve çeşme dibinde minicik süs havuzu, havuzun ötesinde bir dizi yeşillik, bir başka dizi çiçekler, reyhanlar, sümbüller, havuzun berisinde organik tarım babından domatesle başlayıp kabak, lahana, salatalık ve arkadaşlarıyla devam eden dolma biberlerin de eksik olmadığı manav reyonu, hülasa havuzun etrafında şekillenmiş bir bahçe görüntüsü.
havuzun birçok metre ilerisinde bahçenin bittiği duvarın dibinde bahçe kadar küçük bir ardiye vardır, ardiye içinde el arabasından tutun da keser, kazma, eski ayakkabılar, hızlı zamanlardan kalma radikal siyasi dergiler, yakacaklar, hemen girişinde geçen kıştan kalma birisi açılmış olmakla birlikte üç çuval kömür, yıllardır tavuk etine mezar olan emektar mangal, üç kuşağı sırtında taşıyan üç tekerlekli bisiklet, ortaokulda iş eğitimi hocasının yaptırdığı şimdilerde ise saçı başı karışmış kendini sokaklara vermiş deli kadına benzeyen nazar ağacı atılıdır ardiyede, o soğuk ve karanlık yerde ne çok anı vardır kim bilir, kim bilebilir, ardiye de dahildir o eve, küçük bahçeli, müstakil, güzel eve.
mütevaziliğin başkentidir o ev. kutu gibidir. alı aldır, moru mordur ve buna rağmen kimsenin dengesi bozmamıştır, antisosyal kişilik bozukluğu raporuyla giren hüseyin hatemi gibi çıkar o evden. dertlere deva, hastalara şifa, borçlulara eda, tüm kafiyeli güzelliklere yuvadır o ev. içinde dışarıdan çok farklı, bambaşka, aman allahım'lık bir şey yoktur ama iyi gelmiştir insan evladına. böyle bir evdir. huzurun kaldığı, yaşamın tam ortasında, sükunetin sarfınazar edilmediği rüya gibi bir evdir orası, mekandır, andır, ora, sı.
sonra bir gün işte, o romanlardaki gibi, en mutlu günümüzün akşamında gelen kötü haber gibi, güzel günlerin en güzelinde, sevinçli sözlerin en tebessümlü cümlesinde, nasıl ama nasıl mutlu, dertsiz bir günde, birisi gelir ve o evi sizin başınıza yıkar, sizin gözünüzün içine baka baka, tüm iyiniyetinizi bir kenara bırakıp, iyi olanı, sevimli, minik, tatlı, keyifli, şeker yeri, safiyane duygularınızı hadım ederek yıkar, parça pinçik hale getirir, viran eyler, üstünden geçer, kullanılmaz, yararlanılmaz hale getirir, yok eder, mütemmim cüzlerini mütemmim cüz olduğuna pişman eder, işte o mahluk, yaratık, insan gelir ve o güzel mekanınızı gücünüzün yetmeyeceği araçlarla, vinçle, yıkım ekibiyle, silahıyla, emirle, demirle yıkar.
tüm sözler biter, tüm anılar, resimler, hikaye sona ermiş, ölüm hak olmuş, miras yok olmuştur, usandırır canından.
işte öyle olmuştur.
havuzun birçok metre ilerisinde bahçenin bittiği duvarın dibinde bahçe kadar küçük bir ardiye vardır, ardiye içinde el arabasından tutun da keser, kazma, eski ayakkabılar, hızlı zamanlardan kalma radikal siyasi dergiler, yakacaklar, hemen girişinde geçen kıştan kalma birisi açılmış olmakla birlikte üç çuval kömür, yıllardır tavuk etine mezar olan emektar mangal, üç kuşağı sırtında taşıyan üç tekerlekli bisiklet, ortaokulda iş eğitimi hocasının yaptırdığı şimdilerde ise saçı başı karışmış kendini sokaklara vermiş deli kadına benzeyen nazar ağacı atılıdır ardiyede, o soğuk ve karanlık yerde ne çok anı vardır kim bilir, kim bilebilir, ardiye de dahildir o eve, küçük bahçeli, müstakil, güzel eve.
mütevaziliğin başkentidir o ev. kutu gibidir. alı aldır, moru mordur ve buna rağmen kimsenin dengesi bozmamıştır, antisosyal kişilik bozukluğu raporuyla giren hüseyin hatemi gibi çıkar o evden. dertlere deva, hastalara şifa, borçlulara eda, tüm kafiyeli güzelliklere yuvadır o ev. içinde dışarıdan çok farklı, bambaşka, aman allahım'lık bir şey yoktur ama iyi gelmiştir insan evladına. böyle bir evdir. huzurun kaldığı, yaşamın tam ortasında, sükunetin sarfınazar edilmediği rüya gibi bir evdir orası, mekandır, andır, ora, sı.
sonra bir gün işte, o romanlardaki gibi, en mutlu günümüzün akşamında gelen kötü haber gibi, güzel günlerin en güzelinde, sevinçli sözlerin en tebessümlü cümlesinde, nasıl ama nasıl mutlu, dertsiz bir günde, birisi gelir ve o evi sizin başınıza yıkar, sizin gözünüzün içine baka baka, tüm iyiniyetinizi bir kenara bırakıp, iyi olanı, sevimli, minik, tatlı, keyifli, şeker yeri, safiyane duygularınızı hadım ederek yıkar, parça pinçik hale getirir, viran eyler, üstünden geçer, kullanılmaz, yararlanılmaz hale getirir, yok eder, mütemmim cüzlerini mütemmim cüz olduğuna pişman eder, işte o mahluk, yaratık, insan gelir ve o güzel mekanınızı gücünüzün yetmeyeceği araçlarla, vinçle, yıkım ekibiyle, silahıyla, emirle, demirle yıkar.
tüm sözler biter, tüm anılar, resimler, hikaye sona ermiş, ölüm hak olmuş, miras yok olmuştur, usandırır canından.
işte öyle olmuştur.
1 Ocak 2010 Cuma
bir yaşım daha düştü!
belki sağlam eşya kalmadı evde. halihazırda ne varsa yaralı.
o kadar çok dudak payı bıraktık ki, tek yudumluk çay tek yudumda bitti gitti işte.
devrik bir cümlenin ne kadar da çok düzenli hayranıydım.
insanız işte, yalanla, dolanla işimiz çok, hele bir de olmuyorsa bir türlü olmasını istediklerimiz, o resim bir türlü o resme benzemiyorsa, kırmızı gülün alı varsa, erkan oğur erkan oğur olmak durumda kalmışsa, elbette yer var bu sözlere, elbette kurcaladıkça daha fazla iyileşecek bu aksaklık, göz önünde olmayan çapak çapakların en güzelidir benim gözümde.
yeni bir yıl yeni bir yaş demektir.
o dairenin dışına çıkmak gerekiyordu. o saati değiştirmek. o güzergahı yeniden tanzim etmek. bir yolun tek yön olması sadece o yöne gidecekleri mutlu edermiş, şimdi anladım işte, tek bir yön, tek bir yön, tek bir yön.
mesela ptt’ye yıllarını vermişin, onca zor zamanda emek harcamışın kurum için, sorunları çözme iradeni hiç kaybetmeden ömrünün kıymete haiz bir bölümünü tüketmişsin dairede ve emekliliğine altı ay kala bir takım sebeplerden ötürü yatay geçişle devlet su işleri’ne gitmek zorunda hissediyorsun kendini. bir takım sebepler ne olabilir ki, mesela, örnek kabilinden, tadadi olarak, misal.
durumun vahim olması kaçınılmaz. ortada ciddi bir ciddilik var. bu kadar ciddi olamazsın.
katliam gibi bir kazaydı. sonrasında kanrevan içindeydi sessiz kalabalıklar. doğrusunu söylemek gerekmiyordu. telsiz yüksek lisans öğrencisi bir delikanlı hakkın rahmetine kavuşmuştu. kozmik torpido gözünü aramak için bir mahkeme bir de kararına ihitiyacımız yoktu. tırt haramiler yolu üstünde bizi soymasaydı, kavrulmasına muhakkak gözüyle bakardı tipik hukukçular.
bu kadar çok akıl dışı cümlenin aklı başında biri tarafından yazılabileceğine inanan aklı başında birinin olmasını beklemiyorum. bir ihtimal daha var, o da tüymek mi dersin?
doğum günün kutlu olsun dünya.
o kadar çok dudak payı bıraktık ki, tek yudumluk çay tek yudumda bitti gitti işte.
devrik bir cümlenin ne kadar da çok düzenli hayranıydım.
insanız işte, yalanla, dolanla işimiz çok, hele bir de olmuyorsa bir türlü olmasını istediklerimiz, o resim bir türlü o resme benzemiyorsa, kırmızı gülün alı varsa, erkan oğur erkan oğur olmak durumda kalmışsa, elbette yer var bu sözlere, elbette kurcaladıkça daha fazla iyileşecek bu aksaklık, göz önünde olmayan çapak çapakların en güzelidir benim gözümde.
yeni bir yıl yeni bir yaş demektir.
o dairenin dışına çıkmak gerekiyordu. o saati değiştirmek. o güzergahı yeniden tanzim etmek. bir yolun tek yön olması sadece o yöne gidecekleri mutlu edermiş, şimdi anladım işte, tek bir yön, tek bir yön, tek bir yön.
mesela ptt’ye yıllarını vermişin, onca zor zamanda emek harcamışın kurum için, sorunları çözme iradeni hiç kaybetmeden ömrünün kıymete haiz bir bölümünü tüketmişsin dairede ve emekliliğine altı ay kala bir takım sebeplerden ötürü yatay geçişle devlet su işleri’ne gitmek zorunda hissediyorsun kendini. bir takım sebepler ne olabilir ki, mesela, örnek kabilinden, tadadi olarak, misal.
durumun vahim olması kaçınılmaz. ortada ciddi bir ciddilik var. bu kadar ciddi olamazsın.
katliam gibi bir kazaydı. sonrasında kanrevan içindeydi sessiz kalabalıklar. doğrusunu söylemek gerekmiyordu. telsiz yüksek lisans öğrencisi bir delikanlı hakkın rahmetine kavuşmuştu. kozmik torpido gözünü aramak için bir mahkeme bir de kararına ihitiyacımız yoktu. tırt haramiler yolu üstünde bizi soymasaydı, kavrulmasına muhakkak gözüyle bakardı tipik hukukçular.
bu kadar çok akıl dışı cümlenin aklı başında biri tarafından yazılabileceğine inanan aklı başında birinin olmasını beklemiyorum. bir ihtimal daha var, o da tüymek mi dersin?
doğum günün kutlu olsun dünya.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)