Gözlerime kum atıyorlar,cehennem yangınında gözlerim.
Bile bile lades diyorum uykuya.
Direniyorum ve besbelli ki kaybedeceğim gecenin ilerleyen saatlerinde.
Üç ihtilal çocuğu,parasız yatılı,füruzan,büyükşehir sınırları içinde zor bulduğum bilgeliğin erdemi,meşru müdafaa,ifa,osmanlı ceza hukuku tüm bunların üstüne müstehzi bir gülümsemeyle(önceki yazılarda da kullandım ama olsun,seviyorum bu tabiri) yaklaşmakta olan medeni.
Yorgun değilim,dert/tasa/sıkıntı desem değil,dört başı mamur bir hayat.
Borcum yok,temerrüde düşmedim,günü gelmiş senetlerim hiç olmamış.
İçinde para geçen her konuda yok hükmündeyim,temel unsurlardan kaybediyorum.
Canım sıkılıyor...
Çok sevdiğim insanların ortasında tokat yemiş kadar rencide olmuş bir vaziyette dolaşıyorum dünyanın tüm başkentlerini.
Romalılarla eskiden kalma bir hukukum var ama çok fazla duramıyorum yanlarında.
Berlin soğuk davranıyor nedense oysa hep iyiniyetle yaklaşmıştım kendisine.
Londra yine kapalı,yine şemsiyeler var üstünde,korunaklı olması beni ürkütüyor.
Allah dert verip derman aratmasın kimseye.Dur böyle değildi.Allah dert verip dermansız bırakmasın mıydı doğrusu. Galiba.
Uçaklardan ve havalanan insanlardan kaçıyorum,saygısızca.
Meselenin tüm sırrına vakıf olmuş gibi anlatmaları yok mu, hani cümlenin sonunu beklemeden gözlerini kaçırmaları, her soruya verilecek cevapları yok mu,toplum içinde özgüvenle hareket etmeleri, kendinden emin tavırları, hepsinden nefret ediyorum.
Adem ve Havva diyorum kendi kendime,Sezai diye sesleniyorum korku ve karanlık eşliğinde, deniz dalgalanıyor,kuşlar dengesini kaybediyor,viyadükler oluşuyor zihnimde, cebimdeki parayı yeniden sayıyorum,hesap yine tutmuyor,açık veriyorum,sonra konu kapanıyor, cümlenizden allah razı olsun,ey kelimeler sizi seviyorum.
Gizli saklı içilen sigara gibi büküyorum boynumu.
Mezarlıklar oluşuyor özümde,soğuk taşlara dokunuyorum sessizce,çok şeyler anlatıyorlar, sesleri çok tanıdık ama anlaşamıyoruz bir türlü.
Toprak üzerinde toplanıyor tüm büyüklerim.İrkilerek yaklaşıyorum eş/dost/tanıdık yerlere.
Uzun süredir görüşmedikleri dostları gibi karşılıyorlar beni.
Uzaklarda bir silüet beliriyor,korkuyorum,çok korkuyorum, çok ama.
Ağır ağır çıkıyor merdivenlerden,şiir gibi,sarı-kahverengi yüzü,neşeli ve bayındır.
Yaklaşıyor,nasıl da bakıyor öyle.
Kimden bellemiş acaba tüm bu yaptıklarını,soru işareti.
Çok öncelerden söylenmiş bir şiiri yaşıyor.
Yakışık alıyor tüm yaptıkları.
Sonra,sonrası uzun boşluklar ve esaslı suskunluklar.
Halüsinasyon...Karabasanlar...Tabiri caiz olmayan rüyalar...
Canım sıkılıyor...
Günler uzuyor.
Kanlıca'nın ihtiyarları gibiyim.
Tersinden okuyorum tüm şiirleri.
Canım sıkılıyor...
İyi bilmiyorum kendimi,kendime iyi gelmiyorum,iyi ki gelmiyorum kendime...
20 Mart 2009 Cuma
17 Mart 2009 Salı
Kelimenin Merhemi Olsa
Asansör,panjur,güneş enerjisi,yürüyen merdiven,elektronik fon transferi,kargo,apartman,açık büfe, alışveriş merkezi,güvenlik görevlisi,katlı otopark, marka, patent, nescafe, moda, trend, haftasonu eki, tiraj, reyting,klavye,hormon,görüntü.
Az açık çay,orta şekerli kahve,muhabbet,müstakil ev,bahçe,tatlı su çeşmesi,mahalle bakkalı,gazoz kapağı,panzehir,toz-toprak kombinasyonu,uçsuz bucaksız buğday tarlaları,mısır koçanları, havanda dövülmüş leblebi,haşlanmış patates.
Kredi kartı,taksitler,endüstriyel futbol,akademik kariyer,mesleki tecrübe,alternatif eğlence merkezleri,soru bankaları,mazeret sınavları,stres,yeşil eşofman altı,bardakta mısır,
kemal,un akı,tan.
Tek oda ev,tandırda pişen tüm yemekler,çoban salatası,beyaz mendil,rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu, posta,pul,mektup,zarf,vesikalık fotoğraf,rampalı çarşı, barış, zeki, cem,kara,ca,ahmet.
Performans ödevi,dershane,ceo,değişim,inovasyon,pazarlama teknikleri,plaza,müteahhit,plaket, imar,eğitici annelik kursu, sosyal sorumluluk projeleri,metrobüs,halkla ilişkiler, iletişim, yönetişim,bilişim, etkileşim.
Mecmua,nahiye,mahalle,şadırvan,aç komşu,tok yatan, bizden, değildir, hülasa,namazla,flüt,solfej, güveç,helva, tahin,defin işlemleri,komşu,kül,muhtaç,akşam ezanı,biten oyun,barana, yaren, gelen,giden,seven,bilmeyen.
Az açık çay,orta şekerli kahve,muhabbet,müstakil ev,bahçe,tatlı su çeşmesi,mahalle bakkalı,gazoz kapağı,panzehir,toz-toprak kombinasyonu,uçsuz bucaksız buğday tarlaları,mısır koçanları, havanda dövülmüş leblebi,haşlanmış patates.
Kredi kartı,taksitler,endüstriyel futbol,akademik kariyer,mesleki tecrübe,alternatif eğlence merkezleri,soru bankaları,mazeret sınavları,stres,yeşil eşofman altı,bardakta mısır,
kemal,un akı,tan.
Tek oda ev,tandırda pişen tüm yemekler,çoban salatası,beyaz mendil,rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu, posta,pul,mektup,zarf,vesikalık fotoğraf,rampalı çarşı, barış, zeki, cem,kara,ca,ahmet.
Performans ödevi,dershane,ceo,değişim,inovasyon,pazarlama teknikleri,plaza,müteahhit,plaket, imar,eğitici annelik kursu, sosyal sorumluluk projeleri,metrobüs,halkla ilişkiler, iletişim, yönetişim,bilişim, etkileşim.
Mecmua,nahiye,mahalle,şadırvan,aç komşu,tok yatan, bizden, değildir, hülasa,namazla,flüt,solfej, güveç,helva, tahin,defin işlemleri,komşu,kül,muhtaç,akşam ezanı,biten oyun,barana, yaren, gelen,giden,seven,bilmeyen.
15 Mart 2009 Pazar
hayat geçer her şey kalır...

Dünyayı sırtımda taşıyorum,çok ağır bunun farkındayım.
Şakaklarımdan damlıyor hisli bir gözyaşı sonrası alacalı cümleler.
Tanıyamıyorum,hayır kendini tanıtmanı istemiyorum sadece dürüst olabilirsin.
Geçen yıllar seni olgunlaştırmış da olabilir ve hatta yüzün giderek bir önceki kuşağı andırıyor.
Evet,yaşlanıyorsun artık.
Ellerinde geçmiş yüzyılın izleri var,kendine güveninin olması seni güvenlikli bir liman yapmaya yetmiyor,lütfen biraz durul...
Nikotinle hemhal olmuş bir sesle karşılıyorsun misafirlerini.
Saygıda en ufak bir kusurun yok,misafirperver olduğunu kimse inkar edemez.
Yanlış yoldan geçenlerin ürkekliği seni doğru adamlardan uzaklaştırıyor bilmiyorum farkında mısın?
Umutsuz değilim,dünyanın tüm umutlarını taşıyorum kalbimde,yetmiyor rüyalarımdan umut besleniyorum o da kafi gelmiyor umut arıyorum dört bir yanda...
Evet,kurduğum cümleler birbiriyle çelişebilir,kabul ediyorum,alakasız kelimeleri yanımda taşıyorum,evet haklısın ama haksız değilim...
Sakallarına düşen akların farkında mısın?
Hesabın kuvvetli değil ama en azından yaşını bulabilirsin ufak bir çıkarmayla.
2009,Mart.
Nerden baksan bir ömür eder.
Hayatı paylaşmak için,Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa vs.
Akşam haberlerini izledin,kahvaltı yaptın,sahura kalktın,oğlan everdin,kız gelin ettin,bir hayli sövdün,sonra tövbe ettin,sonra hayat devam etti,yaşıtların bir bir gitmekte...
Tren senide alacak bir gün koynuna ve alıp götürecek daha önce hiç görmediğin diyarlara.
Üzgünüm,kar altında kalmış bir kaplumbağa gibiyim karın yağması beni hiç yavaşlatmıyor, çünkü bundan daha yavaş olamam artık.
Zaman her şeyi çözecektir buna inanıyorum ama olanca aklımla soruyorum işte:
Ne zaman?
14 Mart 2009 Cumartesi
Bir Demet Muhabbet...
Sual:Sayın Yazar,(güvenlik tedbirlerinden mütevellit isim kullanılmamıştır,aksini düşünmek bile istemiyorum.sayın yazar diye soruya girmek olmaz,ayıp!) sizin perspektifinizden baktığınız vakit kominizmle "dini inanç" arasındaki benzerlik konusunda ne söylebilirsiniz ya da bu konuda neler söylemek istersiniz.
-Öncelikle bu soruyu bana tevcih ettiğinizden ötürü teşekkür ediyorum.
Tabi önemli bir sual soruyorsunuz ve son derece hassas bir meseleye temas ediyorsunuz.
Tarihin seyr-ü seferini değiştiren tartışmalar bunlar.Akademik düzeyde araştırılması gereken hususlar.Fakat ben haddim olmayarak bu soruya birkaç kelam etmek isterim.
-yazar burada kendinden emin bir vaziyette suyundan bir yudum alır,kendine çeki-düzen verir,gözlerini hafif kısmak suretiyle sözlerine başlar-
Öncelikle ikisi de Avrupada yani batıda bir hayalet gibi dolaşırlar yani her zaman tehlikedir.
Farkında olmak lazımdır.
İkisi de iktidarlar için son derece risklidir çünkü özlerinde olan ifşa etme dürtüleri onların müritlerini daha da cesurlaştırır.
İkisi de sermaye konusunda kafası karışık bir vaziyettedir.
Ne kızı verirler ne dünürü küstürürler.
Sermayeyle barışı göze alamazlar fakat bir türlü ondan da uzaklaşamazlar
Sermayeden vazgeçmek hoşlarına gitmez sermayedar olmak ise itikatlarına terstir.
İkisi de politik olarak zulmün karşısındadır ancak zulmün tanımını net olarak yapamadıklarından dolayı birbirlerine zulüm olarak bakarlar.
Onun için birbirleri için çoğu zaman tehlike arz ederler.
İkisinin de hayırsız evlatları vardır
Çok kabaca at iziyle it izini bu evlatlar çoğu zaman karıştırmışlardır.
Bu evlatların ömrü kavram kargaşasıyla geçer zaten,zihinleri bir türlü net değildir.
Farz-ı misal demokrasi konusunda çok sancılıdırlar.
Demokrat olurlar iktidara gelemezler faşist olurlar kendilerine yakıştıramazlar.
Öylece kafaları karışık dolaşırlar sonra kafaları da dolaşır
İkisinin de sahte peygamberleri,görgüsüz alimleri,izinsiz gösterileri ve şekilsiz talebeleri vardır
İkisinin de garip kronolojik sıraları vardır ya da enteresan ast-üst ilişkileri mevcuttur.
Çok kitap okuyanı kucaklamakla beraber çok kitap okuyanın kendi bilgisizliklerini ortaya çıkarmalarından hoşlanmazlar.
Birçok kelimeyle cümle kuranı alkışlarlar fakat kendilerinin yanlış yerde kullandıkları kelimenin doğrusunu söyleyeni aforoz ederler.
İkisi de özünde iyi çocuklardır.
Hatta bizim çocuklardır ama yanlış mahallede top oynadıkları için yanlış galibiyetler ve mağlubiyetler alırlar.
Bundan mütevellit ne kendilerinin farkında olurlar ne de kendilerini tam olarak tanıma fırsatı bulurlar.
Son olarak ikisini de seviyoruz.
Lakin!
Tek kişilik odası var kalbimin ve dini seçiyorum.
-Öncelikle bu soruyu bana tevcih ettiğinizden ötürü teşekkür ediyorum.
Tabi önemli bir sual soruyorsunuz ve son derece hassas bir meseleye temas ediyorsunuz.
Tarihin seyr-ü seferini değiştiren tartışmalar bunlar.Akademik düzeyde araştırılması gereken hususlar.Fakat ben haddim olmayarak bu soruya birkaç kelam etmek isterim.
-yazar burada kendinden emin bir vaziyette suyundan bir yudum alır,kendine çeki-düzen verir,gözlerini hafif kısmak suretiyle sözlerine başlar-
Öncelikle ikisi de Avrupada yani batıda bir hayalet gibi dolaşırlar yani her zaman tehlikedir.
Farkında olmak lazımdır.
İkisi de iktidarlar için son derece risklidir çünkü özlerinde olan ifşa etme dürtüleri onların müritlerini daha da cesurlaştırır.
İkisi de sermaye konusunda kafası karışık bir vaziyettedir.
Ne kızı verirler ne dünürü küstürürler.
Sermayeyle barışı göze alamazlar fakat bir türlü ondan da uzaklaşamazlar
Sermayeden vazgeçmek hoşlarına gitmez sermayedar olmak ise itikatlarına terstir.
İkisi de politik olarak zulmün karşısındadır ancak zulmün tanımını net olarak yapamadıklarından dolayı birbirlerine zulüm olarak bakarlar.
Onun için birbirleri için çoğu zaman tehlike arz ederler.
İkisinin de hayırsız evlatları vardır
Çok kabaca at iziyle it izini bu evlatlar çoğu zaman karıştırmışlardır.
Bu evlatların ömrü kavram kargaşasıyla geçer zaten,zihinleri bir türlü net değildir.
Farz-ı misal demokrasi konusunda çok sancılıdırlar.
Demokrat olurlar iktidara gelemezler faşist olurlar kendilerine yakıştıramazlar.
Öylece kafaları karışık dolaşırlar sonra kafaları da dolaşır
İkisinin de sahte peygamberleri,görgüsüz alimleri,izinsiz gösterileri ve şekilsiz talebeleri vardır
İkisinin de garip kronolojik sıraları vardır ya da enteresan ast-üst ilişkileri mevcuttur.
Çok kitap okuyanı kucaklamakla beraber çok kitap okuyanın kendi bilgisizliklerini ortaya çıkarmalarından hoşlanmazlar.
Birçok kelimeyle cümle kuranı alkışlarlar fakat kendilerinin yanlış yerde kullandıkları kelimenin doğrusunu söyleyeni aforoz ederler.
İkisi de özünde iyi çocuklardır.
Hatta bizim çocuklardır ama yanlış mahallede top oynadıkları için yanlış galibiyetler ve mağlubiyetler alırlar.
Bundan mütevellit ne kendilerinin farkında olurlar ne de kendilerini tam olarak tanıma fırsatı bulurlar.
Son olarak ikisini de seviyoruz.
Lakin!
Tek kişilik odası var kalbimin ve dini seçiyorum.
6 Mart 2009 Cuma
Halkımız...

Midibüs diye kategorize edilen bir araçta yolculuk yapıyorken bulursanız kendinizi ve o aracın radyosu açıksa;bilin ki zorlu bir yolculuk sizi bekliyor bir akşam sonu eve dönüş yolunda...
Eğer o aracın içinde ergenlik çağı ile askerlik çağı arasındaki o dar vakte sıkışmış gençler çoğunluktaysa,eğer o aracın içinden "piyasanın durgunluğu,krizin iyiden iyiye kendini hissettirmesi,havaların soğuması" muhabbetleri geçiyorsa;
kendinizi bırakmak yerine kulak kesilin o radyoda çalan şarkılara...
Eğer o aracın içinde hali hazırda tek "üniversite talebesi" olarak yolculuk halindeyseniz,sizin zihninizden geçen "hattı müdafaa yoktur meşru müdafaa vardır,o meşruluk tüm hukuktur" kelime oyunlu cin fikirler yerini ismail yk,ebru gündeş,ibrahim erkal üçlüsüne bırakmışsa;daha fazla düşünmek yerine eğin başınızı ve usul usul dinleyin söylenenleri.
Saat tam 6'da ilerlemeye başlıyor midibüsümüz.-ne kadar da itici bu midibüs kelimesi bundan sonra otobüs diye hitap edecem,nedir ya galeri sahibiyiz sanki-
İnceden inceye sızılar başlıyor,dünyanın geçiciliğine dair metaforlar parlıyor zihnimde,yolculuk üzerinden siyasetler üretiyorum kendi kendime,hikayeler yazıyorum saklı bir gözyaşının eşliğinde,şiirler kazınıyor yüreğimde...
Ağır ağır ilerleyen bir otobüsün içinde,yarıp geçiyorum nil'i musa'nın dizi dibinde,alp er tunga ölmedi diye haykırıyorum feleğin gözü önünde,dünyanın bütün "zeki müren" lerine inat biat ediyorum tom waits abimize.
Hava yavaş yavaş kararıyor otobüsün ilerlemesiyle...
İçim bir garip oluyor nedense,sinsice şakaklarıma düşüyor baş ağrısı.
Uzun zamandır aklıma gelmeyen hapı özlüyorum birden.Bir majezik olsaydı diyorum kendi kendime.Bir majezik neyi çözmezdi şimdi.
O asil mavilik nereden de düştü aklıma.Bazen sırf o hap için vücudumun baş ağrısı salgıladığını düşünüyorum.Ah majezik ah...
Yolculuğun ilerlemesiyle havanın kararması arasındaki doğru orantıyı keşfediyorum daha sonra.
Kalbim yine ele veriyor günahlarımı tıpkı yaşlandıkça boyumuzun kısalması gibi.
Yolculuğun ilerlemesi manzarayı karartıyor ne yazık ki tıpkı yaşlı bir dedenin ayağını saran mestin kara rengi gibi...
Yolculuk ilerledikçe otobüsün farları aydınlatıyor önümüzü tıpkı katarakt ameliyatı sonrası renkleri yeniden keşfeden yaşlı amcalar gibi...
Yolculuk olgunlaştıkça yorgun bedenlerin gözleri kapanıyor belli belirsiz tıpkı tüm arkadaşlarını kaybetmiş bir amcanın mezarlıktan hüzünlü çıkışı gibi...
O kadar çok çağrışımlar parlıyor ki zihnimde nefes alamaz oluyorum.
Sol elimi sol dizimin üzerine sessizce teslim edip,sağ yanağımı pencerenin soğuk yüzüne yaslıyorum tevekkül içinde...
Otobüs şoförüne gözüp çarpıyor bir ara.
Eğer "gamsız" konulu bir fotoğraf yarışması olsaydı kesin abimizin fotoğrafı kazanırdı.
Nasıl da galesiz galesiz yola bakıyor...
Şoförden sonra can sıkıntısının da verdiği iştahla göz gezdiriyorum otobüsün içinde.
Saçlarını özenle taramış abimiz sessizce yolu takip ediyor,
tam arkasında saçları anadan dağınık biri lise 2'den terk bakışıyla yüzüme bakıyor hemen yanıbaşında bir başka abimiz elindeki tespihiyle mutlu mesut bir hayatı paylaşıyor...
Umutsuzca vazgeçiyorum otobüsteki yolcuları takip etmekten.
Eve dönüyorum,kalbime dönüyorum,şarkıya dönüyorum...
Yolculuk hala devam ediyor belki...
Gamsız şöfor umarsızca ilerliyordur yollarda,askerlik anıları yankılanıyordur otobüste...
Otobüs ve yollar...
Şimdi daha iyi anlıyorum birçok meseleyi.
Cümle kurabilme yeteneğimden ilk defa utanıyorum mesela.
Kitap okuma hevesimin azaldığını hissediyorum en basitinden.
Evet,yine aynı yere geldik,yine çıkmaz sokaklar,yine kısır döngü,yine tutarsızlık...
Günlerdir düşündüğüm o "ince hastalık" yeniden istila ediyor tüm yaşam alanlarımı.
Tüm asansörleri ve tüm aynaları kırmak istiyorum yeniden...
Sahte,steril,soğuk,sığ tüm masalımı yerle bir etmek...
Evet,dönüp dolaşıp yine aynı kafa karışıklığıyla kalıyorum kendi halimde.
Tek bir kelime var artık heybemde:halkımız...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)