Bozkırın tam ortasında pembe bir bina.
Binadan sonrası yok.Arka pencerinin gördüğü manzara da yok.
Aya ilk basmış adamın şaşkınlığıyla bakıyorum yeni okuluma/fakülteme...
Kampüsün sol üst köşesinde bir yer burası.
Kendi halinde öğrenciler görüyorum ilk bakışta;gözlüklü ve yorgun.
"Kimliksiz Girilemez" uyarısı ve yazının hemen yanında en az yazı kadar donuk ve emekliliğini beklemeye memurluğunun daha ilk gününden başlamış gibi duran görevli karşılıyor.
İlk defa cüzdanımdan kimlik çıkartıyorum,ilk çağdan kalma bir bakışla onaylıyor asilzademiz.
Kapıdan sağ salim geçtikten sonra ilerlemeye başlıyorum yeni mabette.Amfiler gözüme çarpıyor önce.-ısrarla yazının bundan sonraki kısmında anfi demeyi tercih edeceğim,anfidir orası,türk dil kurumunda memurluk yapmıyoruz ya-
Birinci sınıf anfisine girdiğim zaman anlıyorum ki burası ciddi işlerin yapıldığı bir yer.Kürsü diye bir kavram,kelime,durum var,tribünleri andırsa da hiçbir tribün neşesi barındırmayan uzun sıralardan ve basamaklardan olma kocaman bir mekan.
Demirbaş listesini sayıyorum;kürsü,esmer sandalye,yaka mikrofonu,dünyanın yaratılmasında emeği geçmiş gibi bakan hoca ve bir dilin son konuşanı gibi boşlukta yürüyen çok sayıda öğrenci.
Kürsüde birçok şeyden bahsediliyor,kavramlar havada uçuşuyor ve ben daha önce hiç duymadığım bir dille konuşulanlardan daha ilk günde hiçbir şey anlamıyorum.
Kurallar ve hocalar son derece makul ve insancıl.
Sıkıldığımız zaman dersten çıkmamızı,hiçbir zaman yoklama alınmayacağını,dersi istediğimiz kaynaktan takip edebileceğimizi,350 sayfalık bir kitabın yardımcı kitap olduğunu... ve daha birçok fakültemizin özelliğinden ve güzelliğinden bahsediyorlar.
Luis Figo,David Beckham,Fatih Terim,İsmail YK,Seda Sayan gibi isimleri duymaya alışkın bünyelere telaffuzu zor ve bambaşka isimler söylüyorlar,atıf yapıyorlar. J.J.Rousseau,Kelsen,Justinianus,Adam Smith ve birçok isim,metod,doktrin konuk oluyor derse.
Aylardan ekim olması ve eylülde gelmeyişimiz hiçbir şeyi değiştirmiyor.Olanca ateşiyle anlatılıyor hukuk,hukukun üstünlüğü,kuvvetler ayrılığı,praetor hukuku,kıt kaynaklar,sonsuz insan ihtiyaçları.
"Bu adamlar bu kadar şeyi ne zaman öğrenmişler" şaşkınlığıyla dersi dinlerken kafa açılıyor,zihin genişliyor,kelimeler artıyor ve bakış giderek genişliyor haliyle.
Tramvay'a doğru yürürken kurduğun cümlelerin arasına "totaliter" kaçıyor,çayını karıştırıp kaşığı çıkarırken "demokratik açılımlar ve yerel yönetim" düşüyor elinden,O.5 uç almak için uğradığın kırtasiyede zihninden "res mancipi-res nec mancipi" ayrımı geçiyor...
Yeni isimlerle tanışıyorsun nihayetinde,yeni ufuklar karşılıyor rüyalarını,Sami Selçuk oluyorsun mesela,Sıddık Sami Onar'a selam gönderiyorsun,saçlarını uzatıyorsun en basitinden,
gözlükler yerleşiyor yüzüne ve yanından hiç eksik etmediğin ciddiyet.
Hayatında ilk defa bilimsel eser okumaya başlıyorsun,atıf yapılan ve dipnotlarda isimleri eksik olmayan hukukçuları tanıyorsun.
Kürsüde konuşulanlar "hukuk",pembe bina "hukuk fakültesi" ve kürsüde konuşanlar "hocam" oluyorlar tüm saygınlıklarıyla ve tüm saygımla.
Evet,zor bir süreç.Zor olan ne varsa bu bölümde diye düşünüyorum kimi zaman.Bu kadar çalışmanın karşılığı "cc" olmamalıydı isyankarlığı da eksik olmuyor çoğu zaman.
Evet,alttan ders almak-daha doğru bir ifadeyle alttan dersi olmak- hakikatiyle tanışıyorsun kısa zamanda.Aynı yaşta olmamana rağmen aynı sınava giriyorsun kendinden çok küçük ve kendinden çok büyüklerle vize-final haftasında.
Evet "sen de benim fahiş hatalarımdan birisin" eşliğinde medeni hukuk nöbetleri tutuyorsun yaz ortasında ve yine kalıyorsun büt sonrasında.
Evet,şenlik zamanı evlere şenlik bir kara mizahla ders çalışacaksın,evet sen devam zorunluluğu olmayan bir fakültede her gün okulda olmak gerçekliğinde bulunacaksın dersten hemen önce anfinin herhangi bir köşesinde.
Evet,Roma şehrinin yüzünü görmek bile istemeyeceksin belki müsterih ol zamanla Romalılar ve Roma Hukukundan hayranlıkla bahsedeceksin,hukuku olan her millete pozitif ayrımcılık yapacaksın.
Evet,serdar ortaç ve mustafa sandal şarkılarına bile ihtiyaç duyacaksın bazı zamanlarda -mesela okul dönüşü kafandaki tilkiler rahat durmayınca,mesela çalışmak zorunda olduğun sayfa sayısı dört hanelere ulaştığında- kelime oyunlarından ibaret üçüncü sınıf esprilere dahi muhtaç olabilirsin tüm gece uyumayıp ders çalıştığın ve yine kaldığın bir sınav sonrasında.
Evet,3.59 ortalama yapanlarla karşılaşabilirsin,sakin ol!
Evet,üstten ders alan,büte hiç kalmamış insan evlatlarını gördüğünde kendine hakim ol!
Evet,ders çalışalım şimdi!
Hayır,Hayırlısı!
23 Şubat 2009 Pazartesi
21 Şubat 2009 Cumartesi
Eyvallah Ortak...
En nihayetinde bir hayat yaşıyorsun.
Öyle veya böyle yaşıyorsun işte.
Kerpiç duvarların su sızdırmayan duruşuna şahit oluyorsun kış ortasında,prefabrik evlerde hayatın pratikliğine dokunuyorsun..
Zor zamanlardan geçiyorsun,zor zamanların imtihanındasın şimdi.
Hayatın boyunca zor soruları çözemedin ama üzülme tanrı çalışmadığın yerden asla soru sormaz,derste neyi anlattıysa onu ister sadece.
Dört duvar arasındasın,çok iyi anlıyorum desem yalan söylerim.Sadece cümle kuruyorum bu gerçekliğin üstüne. Orada herkesin uzağında bir yerde,herkesin gerçekliğinden farklı bir gerçeklik karşılıyor seni,sivil hayattaki sterillikten uzak,bambaşka bir zaman yaşanıyor,uzaklarda...
Bizler burada ardın sıra cümleler kuruyoruz sadece,temenniler ve dualar...
Elimizden gelen hiç bir şey yok,sadece anılar zihnimizde berraklaşıyor hatırlayınca o günleri.
En nihayetinde duvarlar üstümüze geldiğinde alıp sıkıntımızı yanımıza,tutunarak tutunamayanların referanslarına yürüyoruz olanca hızla.
Biliyorum izinsiz hiç bir şey yapamıyorsun, sadece biliyorum,bilgim dahilinde bunlar ama hissediyorum dersem yalan olur.Sana sakin ol dostum demek isterdim ama olamayacaksın mizacına ters geliyor çünkü dinginlik.Belki büyüklerin de aynı şeyleri tavsiye ediyorlar,tecrübeleriyle konuşuyorlar,asker ciddiyetiyle cümleler kuruyorlar.
Ayakları yere basan bakışlarla ayakları yere basan kelamlar sunuyorlar önüne,çıkar yollardan bahsediyorlar fakat içindeki boşluğu doldurmuyor hiçbiri,zihnindeki soru işeretlerinin tozunu alıyorlar sadece ve sen parıldayan soru işaretleriyle kalıyorsun kendi köşende...
Zor zamanlardan geçiyorsun,Dostoyevski seni tasvir etse yeridir.
Uzun cümlelerden ziyade yaralı cümleler gerek sıkıntıları sarmak için.Özneden ve yüklemden geçtik gözyaşı ve merhem gerek uzaktaki bir dostun yarasını sarmaya...
Aynı sırayı paylaştığın insanlardan ayrı kalmak diye bir şey var hayatta,bugün bunu yaşadım. Evet aynı yaştayız,aynı takımı tutuyoruz,aynı yerde mangal yaktık,aynı mekanda çay içtik,aynı güzergahta eve döndük,aynı...,aynı...
Süslü cümlelerin sırası değil şimdi.
En nihayetinde dersten sıkıldığım zaman dersten çıkıp gitmek gibi bir alternatife sahibim şu hayatta.Böyle şeyler ihtimal bile değil hayatında,sabret ortak,zaman çok yaralar ama çözer sorunları...
Bin yıllık bir cümlenin sonuna nokta koymak kadar yaralar ama o noktayla birlikte biter tüm yaralı zamanlar...
Yolun açık olsun...
Öyle veya böyle yaşıyorsun işte.
Kerpiç duvarların su sızdırmayan duruşuna şahit oluyorsun kış ortasında,prefabrik evlerde hayatın pratikliğine dokunuyorsun..
Zor zamanlardan geçiyorsun,zor zamanların imtihanındasın şimdi.
Hayatın boyunca zor soruları çözemedin ama üzülme tanrı çalışmadığın yerden asla soru sormaz,derste neyi anlattıysa onu ister sadece.
Dört duvar arasındasın,çok iyi anlıyorum desem yalan söylerim.Sadece cümle kuruyorum bu gerçekliğin üstüne. Orada herkesin uzağında bir yerde,herkesin gerçekliğinden farklı bir gerçeklik karşılıyor seni,sivil hayattaki sterillikten uzak,bambaşka bir zaman yaşanıyor,uzaklarda...
Bizler burada ardın sıra cümleler kuruyoruz sadece,temenniler ve dualar...
Elimizden gelen hiç bir şey yok,sadece anılar zihnimizde berraklaşıyor hatırlayınca o günleri.
En nihayetinde duvarlar üstümüze geldiğinde alıp sıkıntımızı yanımıza,tutunarak tutunamayanların referanslarına yürüyoruz olanca hızla.
Biliyorum izinsiz hiç bir şey yapamıyorsun, sadece biliyorum,bilgim dahilinde bunlar ama hissediyorum dersem yalan olur.Sana sakin ol dostum demek isterdim ama olamayacaksın mizacına ters geliyor çünkü dinginlik.Belki büyüklerin de aynı şeyleri tavsiye ediyorlar,tecrübeleriyle konuşuyorlar,asker ciddiyetiyle cümleler kuruyorlar.
Ayakları yere basan bakışlarla ayakları yere basan kelamlar sunuyorlar önüne,çıkar yollardan bahsediyorlar fakat içindeki boşluğu doldurmuyor hiçbiri,zihnindeki soru işeretlerinin tozunu alıyorlar sadece ve sen parıldayan soru işaretleriyle kalıyorsun kendi köşende...
Zor zamanlardan geçiyorsun,Dostoyevski seni tasvir etse yeridir.
Uzun cümlelerden ziyade yaralı cümleler gerek sıkıntıları sarmak için.Özneden ve yüklemden geçtik gözyaşı ve merhem gerek uzaktaki bir dostun yarasını sarmaya...
Aynı sırayı paylaştığın insanlardan ayrı kalmak diye bir şey var hayatta,bugün bunu yaşadım. Evet aynı yaştayız,aynı takımı tutuyoruz,aynı yerde mangal yaktık,aynı mekanda çay içtik,aynı güzergahta eve döndük,aynı...,aynı...
Süslü cümlelerin sırası değil şimdi.
En nihayetinde dersten sıkıldığım zaman dersten çıkıp gitmek gibi bir alternatife sahibim şu hayatta.Böyle şeyler ihtimal bile değil hayatında,sabret ortak,zaman çok yaralar ama çözer sorunları...
Bin yıllık bir cümlenin sonuna nokta koymak kadar yaralar ama o noktayla birlikte biter tüm yaralı zamanlar...
Yolun açık olsun...
19 Şubat 2009 Perşembe
-arkadaşım,kişiselleştirmeyelim lütfen!

Sen;Asosyal!
Kalk ayağa!
Okuduğun kitaplardan bahset,kurduğun hayalleri anlat,dar vakitlerde dinlediğin uzun ağıtlardan dem vur.
Camilerden ve kiliselerden getirdiğin sükunetle yetinme...
Maria Puder'e aşık olmanın yirmi sebebini şiirleştir,Ortadoğulu olduğunu daha ne kadar inkar edeceksin,niye bu kadar sessiz ve sakinsin.
Sen;Asosyal!
Kalk ayağa!
Senden titremeni beklemiyorum ama kendine gelebilirsin,biraz gayret et.
Kapu camii civarında rastladığın meczuplardan ve onların neşeli dünyasından neden utanıyorsun.
Zor zamanlarda imdadına yetişen,bir teselli veren metaforlardan neden kaçıyorsan.
İlk ezberlediğin şiirleri yüksek sesle okumaktan neden korkuyorsun.
Sen;Asosyal!
Kalk ayağa!
Romalıları sevdiğini söylemekten çekinme.Müslüm Gürses dinlediğini itiraf et,kimden utanıyorsun ayrıca utanılacak bir şey yaptığını sana kim söyledi.
Umutsuzluk nöbetleri başladığında,"neşe" sözcüğü alıp başını bu diyarlardan gittiğinde, cümle kurma yeteneğinin yerini sitemler aldığında gizli saklı mırıldandığın "kul vefasızsa tanrı ne yapsın"ı yeniden söyle,neden susuyorsun.
Sen;Asosyal!
Kalk ayağa!
Kanaat önderlerine söyleceğin fiyakalı cümleleri daha fazla gizleyemezsin.
Protokolde yeri olan adamlara neden bu kadar saygıda kusursuzsun.
Sen;Asosyal!
Otur yerine!
Kişisel gelişim kitaplarını oku,uzmanların tavsiyelerini dinle,"stresten kurtulmanın 379 yolu" adlı eseri oku,"çaresizsen,çare sensin" gibi zihin açıcı(!) sloganlarla hayata tutun,haftada 3 gün sabit olmak üzere kendini kötü hissettiğinde terapistine uğra,verilen programları harfiyen uygulayarak zekanı parlat.
Sen;Asosyal!
Otur yerine!
Başarı üzerine söylenmiş en güzel sözleri çalışma masana koymayı sakın unutma,hafızanı güçlendirmek için sana önerillen 8 adımlık listeyi koynunda taşı,günde 8500 defa yalnız kaldığında "her şey benimle başlar" cümlesini tekrarla-8500'e kadar sayamıyorsan zikirmatik kullanabilirsin- kişisel imajına dikkat et,daha başarılı bir iş görüşmesi için doğru beslenmenin önemini hiçbir zaman unutma.
Sen;Asosyal!
Otur yerine!
"Başarılı olmak öğrenilebilir" sözünü ajandanın kapağına yapıştır,her sabah bu sözü düşünerek feyz al.Kelime haznesi geniş olanlar nasıl bir çocukluk yaşamışlar hiç düşündün mü?
Cevabın kocaman bir "hayır" ise git 9 kitaplık kişisel gelişim serisini tedarik et,hala duruyor bak,oyalanma.
Sen;Asosyal!
Otur yerine!
Toplum önünde söz söyleme sanatı ve etkin iletişim becerilerini kaybetmişsin,gel sana bir seminer verelim,bir aya kalmaz kazanırsın,telaşa mahal yok.
Stratejik ortam analizinde gerileme var,merkezimize hemen uğramalısın,iki saate kalmaz tedavi edebiliriz ayrıca 8 dakikalık "Bellek Eğitimi ve Alternatif Düşünme Teknikleri" eğitimine hak kazandınız,bekliyoruz.
16 Şubat 2009 Pazartesi
SINIF LİSTESİ

-Sezai Karakoç? -Mevcut.
-Cem Karaca? -Öldü.
-Müzeyyen Senar? -Mevcut.
-Barış Manço? -Öldü.
-Sami Selçuk? -Mevcut.
-Mona Rosa? -Mevcut.
-Kazım Koyuncu? -Öldü.
-Neşet Ertaş? -Mevcut.
-Oğuz Atay? -Öldü.
-Maria Puder? -Mevcut.
-Yusuf Atılgan? -Öldü.
-Feyyaz Uçar? -Mevcut.
-Hakkı Yeten? -Öldü.
-Loreena? -Mevcut.
-Müslüm Gürses? -Mevcut.
-Zeki Müren? -Öldü.
-Feridun Düzağaç? -Mevcut.
-Franz Kafka? -Öldü.
-Erkan Oğur? -Mevcut.
-Sulhi Dönmezer? -Öldü.
-İbrahim Tenekeci? -Mevcut.
-Cengiz Aytmatov? -Öldü.
-Bülent Ortaçgil? -Mevcut.
-Ahmet Kaya? -Öldü.
-Perihan Mağden? -Mevcut.
-Fikret Kızılok? -Öldü.
-İbrahim Altınsay? -Mevcut.
9 Şubat 2009 Pazartesi
nadasa bırakıp gittiniz bizi...
iki büyük adam yan yana...
iki güzel insan aynı fotoğrafta...
İçinde "ürker tenhalığım" geçen her şey güzeldir ayrıca.
"Gözlerim bitti" hangi şiirde geçse unutulmazdır zaten.
"Hiç bir şey diyen bir cümlenin ortasına terk edilmiş bir kelimeyim" diyorsa herhangi birisi az açık çayı sırtımda taşırım belki iki çift laf söyler de konuşuruz diye...
2000'li yıllarda hem LGS'ye hem ÖSS'ye çalışmış bir bünye olarak söylüyorum ki Feridun Düzağaç "hiç bir deneme sınavını kaçırmayan bir öğrencinin dershane yoluna terk edilmiş bir cevap anahtarı" kadar bile değerli değildir kanımca.
Taksitlerden ve kredi kartlarından ibaret olan şu yeni dünyada hepimiz müşteri olduğumuzdan beri; kapalı bir zarfın içindeki bedelimiz kadar değerliyiz kıymetler borsasında...
Gazetelerin ekonomi sayfasını anlayan bir avuç insan olmadığımız çok aşikar, likidite probleminin ne olduğu hakkında hiç bir fikrimizin olmadığı da besbelli, döviz sepetiniz de yerle bir olsun ayrıca,bunların hiçbiri beni ilgilendirmiyor...
Herhangi bir cümlenin herhangi bir yerinde "kredibilite" geçiyorsa ve o kelime-ya da şey- sizi rahatsız etmiyorsa "nadas" sizi hiç ama hiç ilgilendirmiyor demektir, yolunuza devam edebilirsiniz...
Cüzdanınızdaki kredi kartlarınız biriktirdiğiniz tiyatro biletlerinden fazlaysa ya da ticari zekanız sizi kar marjı yüksek işlere yöneltiyorsa "nadas" sizi hiç alakadar etmeyecektir, selam dahi vermeden geçiniz...
Transkriptinize bakıp kendinizi üst düzey bir yönetici olarak hayal ediyorsanız, türk ekonomisi bahsi açıldığında yapısal reformlardan ve mali disiplinden bahsediyorsanız, "marketing yourself" ya da "piyasanın kaymağını toplamak" gibi dünyalı hedefleriniz,stratejileriniz varsa "nadas" size hitap etmeyecektir,lütfen gidiniz...
Kandil gecelerinde,bayramlarda ve belirli gün ve haftalarda size gelen mesajlardan birini seçip tüm arkadaşlarınıza gönderiyorsanız "nadas" sizin ikliminize ters gelecektir,hem sinüzitiniz de var,terk edebilirsiniz buraları...
Emin olun arkanızdan hiç kimse "buralardan gitme"demeyecektir, siz gittiniz diye hiç kimsenin "gözleri çürümeyecektir", hiç kimse sizin gitmemeniz için "buraların gitmesini" teklif etmeyecektir.
Rahat olun sizin gitmeniz "çiçeklerini sevgiyle büyüten","emaneti yalnızlık olan" ve bir şekilde dünyasına "nadas" enjekte edilmiş insan evlatlarını rahatsız etmeyecektir...
4 Şubat 2009 Çarşamba
ADRESLER UNUTULUR,KAPILAR ASLA!
Kapının temel işlevidir kapatmak.Kapalı durmasıdır makbul olan.
Kapalı kapılar ardındayızdır çoğu zaman.Kapanırız büyükce bir odanın köşesine.
Haklarımız ve borçlarımızı düşünürüz mesela ya da haklıları ve borçluları...
Çok düşünürüz,çok konuşuruz,çok ağlarız ama kapılar kapalıdır çoğu zaman.
Türküler parolasız girer o kapıdan içeri,ah edip inleyenler de hakeza.
Kapının kapalı olmasından mütevellit kapanırız belli başlı adamların dizinin dibine.
Esas duruşa geçtiğimiz satırlar ve sesler belleriz orada.
Sinirleri çok evvelden alınmış gibi konuşan dostlar ediniriz kapıların ardında...Neşet Ertaş'ın sırtından eksik etmediği oduncu gömleğini giyeriz kimsenin olmadığı odamızda,"sisli şarkılar" tutarız yanıbaşımızda,görmezden gelemeyiz eski bir dostu-her ne kadar çok değişmiş olsa da yüzü-,uzunca bir müddet bize esmeyi anlatan rüzgara sığınırız ve o rüzgar bizi yanlız bırakmaz,kapının altından da olsa gelir yamacımıza usulca...
Yakın tarih,kültürel yozlaşma,hukuk metodolojisi,iktisadi doktrinler tarihi ve daha nicesine yer yoktur kapılar kapandıktan sonra.Sosyolojik açılımlardan da geçeriz kendi başımıza kaldığımızda.
Yalnızca esaslı hatalar ve esaslı hataları yapabilecek esaslı taraflara yer vardır kapının kapandığı geniş zamanlarda...
Biz bize kalırız işte o zaman,cümlelerimiz yeniden devrikleşir,takım elbiseden sıyrılırız,müşterek kararnamelerden çıkmış bürokrat olmaktan kurtuluruz ve açılırız yitik cennetimize.
Kapandıkça kapılar,görür oluruz bir zamanları...
Kapattıkça kapıları,hatırlarız kendimizden olanı...
Kapanınca kapılar,yeniden severiz belki kapalı olmayanı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
