-- arabesk alt kültür gruplarının, cehaletin müziğidir. arap ezgilerinden bozma anti-müziktir. müzikal açıdan hiçbir değeri yoktur, eli ayağı düzgün müzik adamlarına (kimse bunlar artık) hiçbir zaman bu tip müzikleri dinletemezsiniz. köyden kente geçiş sürecinde ortaya çıkan, lümpen, ayak takımının söz ve müzikleridir.
-- bu ülkede menderes asıldıktan sonra tek bir mantar tabancası bile patlamamıştır, hiçbir yerde bir cam kırığı bile olmamıştır, bu ülkede menderes asıldıktan sonra sesini çıkaramayanların bugün konuşmaya hakkı yoktur. (hepiniz ağzınızdan “anakronizm”i düşürmüyorsunuz, işte budur o dediğiniz, nasrettin hoca da zaten internet kullansaydı facede sayfa açmazdı, tabi, haklısın)
-- 28 şubat dönemin koşulları göz önünde tutulduğunda gerekli bir müdahaleydi. elbette devlet gerekli zamanda, gerekli dozajda siyasal iktidara beli kanallar çerçevesinde müdahalede bulunacaktır, devletin bekası açısından bu tip ince ayarları yapması kabul edilebilir bir durumdur. gözü dönmüş iktidar karşısında askerin susması beklenemez.
(yani şimdi izmir’de çevik bir meydanını gördü bu gözler, inan şiir yazacaktım o anda ya da ne biliyim bir köşede ağlayacaktım, yani şimdi dostum çevik bir meydanı var ya, işte o meydandan geçerken bir bilsen, hani yani anlatamam sana, evet abartıyor olabilirim ama şu da var tabi neşet ertaş da türkü söylerken abartıyor, şunu da biliyorsun demi, insanların gururlarıyla oynadılar ve benim tarihimde bunlar yazıldı, yazılı belgelerim var, tamam ama, sen anlama, sustum)
-- türkiyemiz jeopolitik koşulları ve bulunduğu coğrafyanın gereği olarak askere gereksinim duyan bir memlekettir. bugün bulunduğumuz coğrafya çetin bir konumdadır, burada askeri güçlü olmayan hiçbir düzen ayakta kalmamıştır, bize bugün büyük güçler müdahalede bulunmuyorsa bunda askerimizin ve askeri gücümüzün payı yüksektir. havadan vururlar ama karada bizim askeri gücümüzle savaşmayı kimse göze alamaz.
(şimdi youtube’da video altına yazılan yorumlar gibi her söz sonrasında parantez açıp laf söylüyorum ama, ama yani, -hem kendim yazdım kendim yorumladım ne var- gerçekten bu laftan sıkılmadınız mı, yani mesela hiç düşünmediniz mi, hiç makul geliyor mu, düşün bir kere amerikayla savaş halindesiniz adamlar bir düğmeyle -bir de bu var ne düğmeymiş ama- seni tarumar edecek, bunu kabul ediyorsun, havadan bizim iflahımızı keseceklerini aklın kesiyor ama karayı adamlara dar edeceğimizi de aynı anda düşünüyorsun, yani mantık dersi almadım ama mantık var demi, ebe aziz kardeşim, havada vuramadığın adamı karada ipe mi dizecen, hani şimdi, oldu mu bu)
-- bugün yapılmak istenen anayasa değişikliği köylünün, işçinin, emekçinin hiçbir sorununa çare olmamaktadır, bu anayasa değişikliğinde vatandaşın sorunlarını giderecek, ekmeğini artıracak, çorbasına tuz olacak değişiklikler yapılmamıştır, geldiğimiz noktada halkın hiçbir sıkıntısını gidermeyen, sorunlarımıza çözüm getirmeyen değişikliklere destek vermek halkımıza ihanet anlamına gelir.
(şu yuvarlak masa denilen şey var ya, onun etrafına toplanalım da birisi bana meşrubat fiyatlarıyla anayasanın nasıl bir ilgisi olduğunu anlatsın, allah aşkına ya, rica ediyorum, toprak mahsulleri ofisiyle anayasanın ilişkisini bir anlatsın şu adamlar, la lütfen)
-- akşama kadar evde yatıyorsun bir de oruca zor diyorsun, (kolay mı diyecem, istersen sen karar ver benim adıma, de ki senin için düşündüm taşındım, evet, evet, kararımı açıklıyorum oruç senin için kolay, öyle mi) bir düşün bakalım inşaatta çalışanları, amelilik yapanları, akşama kadar güneşin alnında iş yapanları, utan ya, ne zoru, orucu uykuya tuttur sen, (hah tamam, oğlum orucu uykuya tutturmaktan başka orijinal lafın yok mu senin, utanmaz, gece bekçileri orucu kime tutturuyor, ya da gece mesaisi yapanların orucunu da mı sen tutuyorsun) sonra da yok başım ağrıdı, yok ağzım kurudu, onlar ne yapacak peki, biraz düşün be kardeş, şükret mevlaya.
(evet, çok iyi bağladın şükretmeliyiz, biz aciz kullar olarak, allaha şükür borcumuz var, tamam da bunun konumuzla ilgisini böyle mi kuracaktın, böyle mi olacaktı sonumuz.)
-- hiç kimsenin bu ülkede ayrıcalığı yoktur dostum, sen 4 sene üniversitede okudun diye benden daha az askerlik yapacak değilsin, bu ülkede hepimiz eşit yurttaşlarız, sen okurken biz de armut toplamadık (armut ne ya!) biz de çalıştık, ürettik, sen de paşa paşa bizimle aynı şartlarda vatani hizmetini yapacaksın.
(bak işte buna parantez açılır, şimdi kıymetlim sana 4 senede üniversitede ne yaptıklarımı anlatacak değilim, sana, o senin enteresan zihin dünyana, hayatımı anlatacak değilim, anlatırım da bunun aramızdaki ilişkiye bir faydası olmaz, rasyonel değil anlıyor musun, bilmeni isterim ki ben üniversite okuduğum zaman evet sen de bir yerlerde emek veriyordun, alnının terini siliyordun tüm yorgunluğunla, bunlara herhangi bir itirazım yok, benim itirazım şuna ben şahsen mekatronik mühendisliği okusaydım tatvan’da 15 ay nöbet tutmak istemezdim, yani düşünsene adam orda olmasa mekanik bir şeyler üretecek, yani senin hayatını kolaylaştıracak bir projenin içinde bulunacak, hadi kabul bu ağır bir örnek oldu, şöyle söylesem senin için daha anlaşılır olur, adam veteriner tamam mı, köyde tek hem de, şimdi sen o adama askerde 15 ay yazıcılık yaptırırsan, o 15 ay boyunca ordaki hayvanlar doğururken zorlanacak tamam mı, o hani inek var ya, yavrusunu doğururken çok zorlanacak, la oğlum anlasana, o adama bu memleketin ihtiyacı var ya, ha ben kaportacıyım benim de memlekete askerlikten daha fazla yararım var diyorsan ona da saygım var, bana öyle gelirsen seninle konuşuruz uzun uzun, ama lütfen, reca ediyorum recai, bana eşitlik söylevi verme.)
-- tayyip erdoğan yahudilerden liyakat nişanı aldı, ülkemiz bu dönemde cumhuriyet tarihininde görülmemiş kadar kilisenin açılmasına tanıklık etti, büyük şehirlerde gençlerimize arasına dolar sıkıştırılmış inciller dağıtılıyor, (incil arası dolar) güneydoğuda yabancılar topraklarımızı satın alıyorlar, allah muhafaza bir gün filistin gibi orada devlet kurarlarsa ne olacak, kanla alınan vatan toprağı satılamaz, yabancı şirketler en kritik şirketleri özelleştirmeyle satın aldılar, gsm şirketlerinin ve telekomu alan yabancılar savaş çıkarsa bütün iletişimi kesecekler, yabancı kuvvetlere hizmet edecekler, bu nasıl milli devlet, her şeyi satıyorlar, bunlar bizim kazanımlarımız, nasıl satarsın, kime sordun arkadaş satarken.
(pardon ya, haklısın, mesela haydi bunu başarabilirsin bir kurgu oluşturalım seninle, farz edelim ki fildişi sahilleriyle savaş halindeyiz, fildişi sahillerinden de bir firma özelleştirme sonucu konya daki elektrik dağıtım şirketini satın almış olsun, şimdi fildişi kara kuvvetleri konya’ya girdiğinde o elektrik dağıtım şirketi hemen elektrikleri kesecek demi, vay be sonra karanlıkta kalacak konya halkı ve bu kargaşa anında fildişi ordusu alaaddin tepesine sancağını dikecek, budur abi, önünde saygıyla eğiliyorum, sen neymişsin be dostum, bu uzgörüşlülük, bu deha, sen var ya çok yaşa, hatta allah tuttuğunu altın etsin de, aç kal, tamam lan şaka şaka.)
-- kemal kılıçdaroğlu ailesinden neden detaylı bahsetmiyor, tuncellili (lili yar’ın konumuzla ilgisi yok) olduğunu neden söylemiyor, hem o ilk önce ssk’da yaptıklarının hesabını versin, gelmiş burada halkçılık oynuyor, bizim yiyecek ekmeğimiz yok adamın giydiği gömleğe bak, sen ne bilirsin halkı, (niye la bu adam mars göçmeni mi, ekmeği bakkaldan değilde isviçre halk ekmekten mi alıyor yoksa ya da ne bileyim işte bu adam manavla el sıkışırken beyaz eldivenini çıkarmıyor da haberimiz mi yok, hayırdır) hayatın boyunca garanti paraya çalışmış bir memursun, (ulan bunu diyen adamlara aylık 1000 liralık bir memurluk versek 100 metreyi 10 saniyede koşarlar ama neyse) gelmiş bize halktan, halkçılıktan bahsediyorsun, bu ne perhiz bu ne biber dolması, öyle olmuyor kasketle. (ne olacaktı baret mi takacaktı adam, anlamadım)
-- tayyip dokuz yılda nasıl çöktü ya, adamın eli yüzü yaşlandı, civan gibi delikanlı ne hale geldi, (civan derken ne oluyo lan, kocaman evli barklı adamsın, olmuyor böyle milletin adamına civan filan, ben utandım) abi hakkaten adamın da işi zor ya, şöyle düşünüyorum da, onca yılın birikmiş sorunları, dertleri yine iyi dayanıyor adamcağız, gecesi gündüzü yok, (farklı bir takvimde mi yaşıyor bu adam, bir örnek versen) şu memleketin sorunlarına kendini adadı mübarek, allah yardımcısı olsun, askerle uğraş, yargıyla uğraş, vatandaşla uğraş, çok zor çok zor.
-- bu üç büyüklerin başkanları kesin kara para aklıyor oğlum, baksana biri zaten silah kaçakçısı onu biliyoruz (gözüyle gördü sanki yavşak), öbürünün zaten tüp işleri var, yoksa bu kadar parayı sırf ayağının dışıyla topa vuruyor diye bir adama verilir mi, bu ne arkadaş, kendi şirketlerini böyle mi yönetiyorlar, har vurup harmandalı oynuyorlar, tabi bir de şu var abi, hergün medyada bu adamlar, kendilerinin reklamını yapıyorlar, kendi şirketlerinde bu imkanı kim verecek onlara, altyapıya önem verdikleri yok, hani nerde özkaynak düzeni, önceden beşiktaşımızda metin-ali-feyyaz vardı, altyapıdan çocuklar geliyordu tam bir kolej takımı havasındaydık.(ulan bu sene hanginiz gittiniz de necip forması aldınız, hayatınızda kaç kez paf takımının maçına gittiniz, söyleyin lan necip iki maç kötü oynasa, çoluk çocukla şampiyon olunmaz diyecek ilk adam sizsiniz) böyle gitmez bu düzen.
-- kent ozanları bitti dostum ya, bir servet kocakaya yok artık, efendim bir nurettin rençberi duyamaz olduk, eskiden her şeyin ayrı bir tadı vardı, damağımız o tatları arar oldu, müziklerde bitti artık, kazım koyuncu var mı şimdi (ölmese adamın adını bilen olmayacaktı) ahmet kaya neydi öyle, öğrenci evlerinde ülküceler bile gizli saklı dinlerdi, yok çıkmıyor artık böyle sesler, şöyle yüreğine sağlık diyeceğimiz adamlar kalmadı be, kahrolsun böyle kapitalizm, şimdi üç kelimeyle beş efektle şarkı yapılıyor, ne müzik var, ne adam gibi bir ses, eskiden başkaydı.
(bu cümleyi kuran adam üniversitenin şenliklerinde sıla dinleyen adamdır, ulan bak şimdi yine bozacam gözlerimi, sen emre aydın’a gerçek müzik diyen adamsın, sen sibel can dinleyen adamsın, sanki haftanın üç günü operadan çıkmaz, gelmişin bana müzikten bahsediyorsun, bilgisayarın en ücra köşesinde petek dinçöz şarkıları yok mu senin, arabaya karışık cd yapıp arabada beş/evde onbeş dinleyen ben miyim, bi git öteye)
-- birader eski dometesler nereye gitti, yok aga, her şey hormonlu, ilaçlı, kayısı diye alıyoruz ağzımıza karpuz tadı geliyor, şöyle önceden bir şeftali alırdık elimizle ikiye ayırırdık, kalmadı her şeyi bozdular, israil bizim balkon kadar toprakta muazzam modern tarım yapıyor, bizim dağlarımızdan bitki tohumlarını çalıp çalıp orada kendileri üretiyorlar, abi bu nasıl devlet ya, ne demek arkadaş bizim dağlarımızdan nasıl bitki tohumu götürüler ya, (bizim dağ derken, yani anlayamadım, biraz açsana, hani mesela ağrı dağı bizim ya, yani şimdi onun üstünden kuş filan uçuyor ya, yani uçan kuştan da haberimiz olacak demi, hatta habersiz uçan kuşun yuvasını da bozacaktık, tamam, bir an için unutmuşum, kusura bakma, gençlerimiz unutkan) çok iyi hatırlıyorum biz çocukken köye at arabasıyla adamlar gelirdi iki çuval buğday verir portakal, elma alırdık onlar nasıl meyvelerdi, bet bereket vardı, bitti her şey. (bet berekete bağladığın iyi olmuş ama, hani güzel durmuş orada bereket, olacak olacak, yola devam, hıhı evet, tabi canım)
-- abi başörtüsüyle okula tamam gidilsin bizim bir itirazımız yok ama şimdi bak burası bir hukuk devleti, bu işi istismar edenler var, bunu bir siyasal simge olarak kullananlar var, bunu bir siyasal görüşün dayatması olarak görenler var, evet benim başörtüsü konusunda bir itirazım yok ama insanlar bunu kendilerine karşı bir baskı olarak görüyorlar, kendilerini baskı altında hissediyorlar, bunları da görmezden gelemeyiz.
(bir konuyu böyle tartışamayız mirim, kusura bakma, çünkü şöyle bir şey var bu ülkede masada iş yapılmasını, devlet dairelerinde masa olmasını da bir gün eleştirebilirler, neden rahle yok, neden devlet malzeme ofisi genel müdürü rahlede evrak imzalamıyor, neden dayatıyorsunuz masayı bu halka der birisi, olabilir yani, anlıyor musun, hani bunun bir garantisi yok, ayrıca tamam, bu topa girmeyim ben, nesini tartışacağız ki, kız 20 yaşında, sana mı soracak aynada nasıl durduğunu, senden mi icazet alacak)
29 Ağustos 2010 Pazar
28 Ağustos 2010 Cumartesi
şiir demeye utan ulan! - 6
biz cumartesileri riyaz okurduk
yollar hükümet meydanına çıkardı
neşet türküleri kadar kara kavruk
devrimci ne yapsın öğretmen kızı
işkence çorbası söyledi devlet
detone oldu haritanın sağ tarafında
sağlam oynuyor necip ve ernst
durmak ne mümkün sarı odalarda
yollar hükümet meydanına çıkardı
neşet türküleri kadar kara kavruk
devrimci ne yapsın öğretmen kızı
işkence çorbası söyledi devlet
detone oldu haritanın sağ tarafında
sağlam oynuyor necip ve ernst
durmak ne mümkün sarı odalarda
21 Ağustos 2010 Cumartesi
şiir demeye utan ulan! - 5
sağ şeritte ilerler sistem
bürokratik engeller çıkar karşına
bir anda kaçıyorsa neşem
tevessül etmediğimdendir zara
sürüden ayrılalı çok zaman oldu
şehrin meydanlarında asıldı bayrak
askere bekliyormuş kutsal ordu
kulaklarımda günah ve rock
mutlu olduğunu söyledi kadın
kadılar büyük adamlardı tanrım
boşanmadan önce yataklarını ayırın
namaz kılmadan da oruç tutarım
cennetten arsa satıyor neo-nurcular
karl marjını önemsemeliyiz tabi ki
kapitalizm tişörtü önünden yırtar
yusuf mu zannettin sen kendini
bürokratik engeller çıkar karşına
bir anda kaçıyorsa neşem
tevessül etmediğimdendir zara
sürüden ayrılalı çok zaman oldu
şehrin meydanlarında asıldı bayrak
askere bekliyormuş kutsal ordu
kulaklarımda günah ve rock
mutlu olduğunu söyledi kadın
kadılar büyük adamlardı tanrım
boşanmadan önce yataklarını ayırın
namaz kılmadan da oruç tutarım
cennetten arsa satıyor neo-nurcular
karl marjını önemsemeliyiz tabi ki
kapitalizm tişörtü önünden yırtar
yusuf mu zannettin sen kendini
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)