26 Temmuz 2011 Salı

balık yüzerken ölen bir canlıdır ya da ölürken yüzen hayvan acıdır.

biz yine de hacı taşan dinleyelim.
türkçemiz biraz orta anadolu'yla hemhal olsun.
anadolu lisesi filan tamam güzel ama sürüler içinde sürmeli koyun dinlenmez o lisenin kantininde.
şimdi ben örgün eğitim-öğretim hayatımın son yıl/lar/ına gelmiş bir insan olarak konuşuyorum burada, bana saksı muamelesi yapamazsınız.
bir de tabi bu türküleri bana dinlettiren sebepler.
-diyeceğim çok ama da pek kalabalık yerdesin, mesela ben türkünün bu kısmını söylerken  pek galabalık diyorum ve pek galabalık yerleri düşünüyorum.
başına un ufak bir şey geldiğinde bile buradan ekmek çıkarmaya çalışan bir adam olamadım.
bilirim ki pantolon küçülmez boyun uzar sadece.
çok şey yaşamış olabilirsin, birçok umudun peşinde telef olmuşuzdur hayatımızca ama ey paydası insanlık olan insan, biraz da insanlık meselesine yönelsen ne olur da.
bakın büyük laflar edecek değilim ama, bir gün bir türkü dinlersin ve bu türkünün senin için yazıldığını düşünmeye başlarsın sonra aradan belli bir vakit geçer aynı türküyü tekrar dinleyince türkünün aslında senin hayatına hiç dokunmadığını, seninle herhangi bir ilgisinin olmadığını anlayıverirsin bir anda.
kalbimin sahibi oldun bir anda.
neden bahsettiğimin farkındayım çünkü neler yaşadığımı tam olarak bilmesem de neler yaşamak istediğimi biliyorum, beni yargılayan hakim beni yapmadıklarımdan dolayı mahkum edemez.
bir şeyi yapmadığım için beni suçlu ilan eden bütün yargılama süreci gayrimeşrudur.
hayat laboratuvarda geçmiyor ve biz kimyadan anlayan insanlar değiliz, ki kimyacı arkadaşlarım da her şeyi çözmüş çocuklar filan değiller zira onlar için laboratuvar hayatın dışındaki mesleki süreçlerinin bir parçası.
şunu söylemek istemiyorum diye cümleye başlıyorsa birisi bil ki söylemek istediği ilk şeyi sana söyleyecektir çünkü gizlediğin her şey bir gün senin karşına çıkacaktır, her gün kendi içinde karşılaşmana hiç değinmiyorum bak.
biz bir şekilde büyüdük anlasın artık herkes, ben yüksek bir yere çıkıp önümdeki sayıları alt alta yazıp yaşımızı hesaplayacak, sorumluluklarımızı ortaya koyacak, hayata dair cümleler kuracak değilim, aklını başına toplamak isteyen insanlar bu yılı doğum tarihlerinden çıkararak başlayabilirler toplanmaya.
amy winehouse diye birisi varmış şu hayatta ben haberlerden ölümünü duyunca yaşadığını öğrendim ve back to black'ini dinliyorum şimdi, sesi etkileyici olsa da ölür insanlar, bunu daha önce de gördük biliyoruz bunu, ama bilip de itiraf etmediğimiz bir şeyi daha var bu ölümün, bu kadın ölümünü hızlandırmak için elinden geleni yapmış şu hayatta.
tamam kadere inanıyoruz, ölüm vakti elbette değişmez ve şunu da biliyoruz ki bir insan yüzlerce şişe şarap içip ölmeyebilir öteki ise bir yudum içer ve ölür. bundan bahsetmiyorum ulus baker'den tut amy winehouse'la devam et kafasını duvara vurarak neşet ertaş dinleyen zeki müren'i ekle yanına, hepsinin ama hepsinin bir derdi var hayatla, elbette hepsi de intihar etmediler, hiçbiri pencereden kendini boşluğa bırakmadı ya da bıraktılar ama biz bilemedik, demem o ki ölüme koştuğunu hissettiren/ hisseden insanların ölümü, çok soğutuyor havasını insanın, çok kırıyor hevesini hayatın.
hamiş: jabal'ı yaratan allah, özlem'i yaşatan allah, seni üzen ölüm, ölümlü dünya, dün yaşayan jabal vs.