29 Kasım 2010 Pazartesi

:(

yine çok konuşacaklar farkındayım.
mahremiyete dokunacaklar, dil uzatacaklar, yorum yapacaklar çay sohbetlerinde, sen yokken konuşacaklar adamım.
senin terhis beklemen onlar için bir şey ifade etmiyor aslolan er gazinosu'nda dönmesini arzuladıkları aşağılık muhabbet.
şimdi sen olanca nezaketinle dikkat ediyorsun ya hareketlerine, özenle seçiyorsun kelimelerini, tavrını ve bozmuyorsun üslubunu her türlü müdahaleye rağmen, ama yanılıyorsun dostum, anlamayacaklar seni, ortalamanın üzerinde birisi olman seni ortalama altının gazabından korumaz.
zannediyorsun ki, senin iyiniyetinle çözülecek bütün bu olanlar, senin güzelliğin yetmez ki dünyayı tabloya çevirmeye, hayır kabul edelim ki imtihanı yapan allah değilse her zaman şüphe olacaktır kalbimizde.
şimdi üzgün olabilirsin, o ağacın altında değilsin, farkındayım, söyleyecek sözlerim de yok zaten.
en iyisi büyüklerin meclisinde biraz daha vakit geçirmek, bakışımızdan anlar onlar. çay bardağına uzanırken hissederler derdimizi, soru sormayışımızdan bilirler boşlukta oluşumuzu, galiba dokunacakalardır yaramıza, onaracaklardır gönlümüzü.
olmadı, uzun yürüyüşler hediye edersin kendine, elemtere'den aşağısını okursun içinden, bildiğin birkaç mısrayı söylersin, ıssız sokaklarda çocukların önüne süzülen toplarına dokunursun, çay içersin esnafla, halka karışırsın, halkımızla bütünleşirsin :)
hepimiz mutsusuz, anlasana.

7 Kasım 2010 Pazar

şiir demeye utan ulan! - 7


sana mutluluk vaat etmez dünya
mehtaplı gecelerden konuşalım
çok biliyorsun meseleyi güya
kar yağarken ağarsın bahtım

memlekette demokrasi bayramı
sokaklarda evlilik dışı fikirler
ne yapacaksın şimdi tanzimat’ı
vejetaryen olasın emine beder

ceketimin iç cebinde taşımadım meal
manifesto okumadım 1 nolu amfide
ihlal edilen bir şeydir elbette kural
gözüm için tanrım bir parça perde


beynimin tam ortasında muamma
kaleleri şaşırdım doksan artıda
aklım takıldı dinliyorum kınama
kaç maaş alabilirsin ki bir ayda

2 Kasım 2010 Salı

vs.

herkes kendi hikayesini anlatıyor masada.
kendi acılarından ibaret zannediyor dünyayı belki de doğrudur kendi acılarımızdan ibarettir dünya.
meshebinizce konuşuyorsunuz beyler mizacınızla değil.
bol atıflı laflar ediyoruz kürsülerde, büyük adamların laflarını ezberleyip satıyoruz piyasada, uzun cümlelerle sindiriyoruz karşımızdakini.
yükselen ne varsa, çok kazananlar mesela ya da bir şekilde o bizim göremediğimiz köşeyi dönen adamlara sövmekle geçiyor ömrümüz.
elimizde bir mühürle dolaşıyoruz, onay makamı kıvamında yaşıyoruz işte, gönlümüzce değil keyfimizce onaylamıyoruz başkalarını.
makul adamlar olalım demiyorum size, hepimiz trt'den maaş alalım cümlesini blogta taşımaktan utanç duyarım amma velakin en basit bir meselede bile "tanıdık"lardan medet uman adamların hakça paylaşımdan filan bahsetmelerinden nefret etmek benim hakkımdır ilelebet.
bir durun mücahitler, yiğitler bir soluklanın bakalım, ne oluyoruz yani.
cephede değiliz, düz ovada siyaset yapıyorsunuz en nihayetinde.
hep aynı adamları konuşmak, artık yaşayacak daha orijinal bir anısının olamayacağını bilen adamların hatırat yazmaları gibi olmuyor mu sizce, neden hep o masal'dan bahsediyoruz, söyleyin bakalım şu hayatta üç-beş adamı konuşmak, onlar üzerinden meseleleri tartışmak için mi  varlığımızı sürdürme telaşındayız.
kabul ediyorum, kaybettik o dava'yı, adam olma konusunda ciddi zaafiyetlerimizin olduğu aşikar ve fakat hepimizin bir medine'si olmalı şurasında ki dünya geniştir hala.
mağlubiyet bir müsabaka terimidir diye bilirim ben ve o topa girmem iman konusunda.