herkes kendi hikayesini anlatıyor masada.
kendi acılarından ibaret zannediyor dünyayı belki de doğrudur kendi acılarımızdan ibarettir dünya.
meshebinizce konuşuyorsunuz beyler mizacınızla değil.
bol atıflı laflar ediyoruz kürsülerde, büyük adamların laflarını ezberleyip satıyoruz piyasada, uzun cümlelerle sindiriyoruz karşımızdakini.
yükselen ne varsa, çok kazananlar mesela ya da bir şekilde o bizim göremediğimiz köşeyi dönen adamlara sövmekle geçiyor ömrümüz.
elimizde bir mühürle dolaşıyoruz, onay makamı kıvamında yaşıyoruz işte, gönlümüzce değil keyfimizce onaylamıyoruz başkalarını.
makul adamlar olalım demiyorum size, hepimiz trt'den maaş alalım cümlesini blogta taşımaktan utanç duyarım amma velakin en basit bir meselede bile "tanıdık"lardan medet uman adamların hakça paylaşımdan filan bahsetmelerinden nefret etmek benim hakkımdır ilelebet.
bir durun mücahitler, yiğitler bir soluklanın bakalım, ne oluyoruz yani.
cephede değiliz, düz ovada siyaset yapıyorsunuz en nihayetinde.
hep aynı adamları konuşmak, artık yaşayacak daha orijinal bir anısının olamayacağını bilen adamların hatırat yazmaları gibi olmuyor mu sizce, neden hep o masal'dan bahsediyoruz, söyleyin bakalım şu hayatta üç-beş adamı konuşmak, onlar üzerinden meseleleri tartışmak için mi varlığımızı sürdürme telaşındayız.
kabul ediyorum, kaybettik o dava'yı, adam olma konusunda ciddi zaafiyetlerimizin olduğu aşikar ve fakat hepimizin bir medine'si olmalı şurasında ki dünya geniştir hala.
mağlubiyet bir müsabaka terimidir diye bilirim ben ve o topa girmem iman konusunda.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder