arkadaşlarımızı kaybediyoruz.
inançlarımızın anlamını değiştirdiniz, sloganlarımızı sakladınız o eğitim yuvalarınızın çok kilitli çok paralı çok zenginli kasalarına.
evimizi yıktınız, paramparça ettiniz yüreğimizi.
adil olmaktan bahsetmiyorsunuz vicdansızlar, kendi adamlarınızın kürsüde olması tüm istediğiniz.
paylaşmaktan anladığınız paylaştıranın siz olması, paylaşmanın bile tüm sadeliğini yok ettiniz.
takım elbiseli olmanın bir anlamı vardı lan, kumaş pantolon giyiyorsa mahallede bir abimiz, bilirdik ki o bizim mahallenin has adamıdır, delikanlı adamdır, büyük adamdır, işte bizim mahallemizi, sokağımızı, dünyamızı, içinde müslüman operatörlerin olduğu buldozerlerle viran eylediniz.
sözlerimizi çaldınız, hiç kimsenin olmadığı yerde ben varım diyerek ayağa kalkan, itiraz eden, bütün bir marksist literatüre hakim olduğu gibi bir ayetin tefsirini mevdudi'den seyyid kutup'tan elmalılı'dan taberi'den sırayla anlatan zehir gibi kafalarımız vardı ya, hani şu ağzı dumanlı göğsü imanlı gençlerimiz, işte onları, ulan o adamlardan sonra gelen bir nesili, koca bir kuşağı dershanelerde, evlerde, yurtlarda, istişarelerde, bölgelerde muma çevirdiniz, hepsi dişlerini fırçalamaktan söz söylemeye vakit bulamıyor şimdi, hepsinin pantolonu keten, gömleği gıcır, telefonunda bin tane talebe numarası ve size söyleyeyim kafası bomboş.
tartışan, çay ocaklarında ali şeriati üzerine konuşan adamlar vardı bu memlekette, kitabevlerinde kıyasıya eleştiren yiğitlerimiz, ulan bu adamlar oturduklarında üç paket sigarayla birlikte ibn arabi'den başlayıp meseleyi tüsiad'a getiren elemanlardı, ulan bunlar evet bankanın önünden geçmekten imtina ederlerdi ama adam smith'i keynes'i hani sen şimdi bölge mesulu abinin jest ve mimiklerinden ne diyeceğini bildiğin gibi, olum bilirlerdi bu adamlar, mekana gelince koltuklarının altında james joyce olurdu ve bu adamlar otobüs kalabalık olduğu için evlerine yürüyerek giderlerdi, hepsini bir çuvala doldurdunuz ve o nezih dershanelerinizin çatı katlarında, o dumansız yurtlarınızın kantinlerinde kuşa çevirdiniz.
tedbir dediğiniz şeyin dilsiz şeytanlıktan en bariz 7 farkını anlatınız.
ilkelerinizi evinizle sınırlı tutup ticarethanelerinizde eğitimcilerinize asgari geçimini sağlayacak kadar maişet vermektir dava öyle mi, televizyonlarınızda sonradan transfer olan adamlara çeklerin en sıfırlı kısmını verirken kapınızda köpeklik yaptırdığınız danışma'larınıza ölmeyecek kadar ücret ödemektir gönüllüler hareketi demi, gazetede baş köşede oturup içinde kusturacak kadar demokrasi, statüko, özgürlük kelimeleriyle yazı yazan adamlarınızı beylik yaşatırken sizi çok gönendiren evlerinizde o örnek talebelerinize makarna yedirerek kölelik yaptırmak mıdır hoşgörünüz.
bugün dostlarımızı vurdunuz.
bedeli neyse ödeyerek yapıyorsunuz bunu.
dövüşmeden, kavgaya girmeden cabinizdeki paranızla satın aldınız.
bugün köprüleri yıktınız.
size söyleyeceklerim var elbet, daha fazla yazmalıyım, daha fazla konuşmalıyım, daha fazla yüzünüze çarpmalıyım ama bugün hüzün vaktidir, bugün sus zamanıdır.
ahlaksız bir ticaret bu.
bilesiniz ki aldanan olmamak erdemdir elbette aldatan olmamak kaydı şartıyla.
ve mütecaviz olmak övünülecek bir şey değildir asla.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder