mektup konusunda düşünüyorum. bir bu kaldı zaten. bir mektupta olması gereken temel özellikler hususunda kafa yordum mesela. neden mektup da robdöşambr değil sorusuna verebilecek makul bir cevabım yok, üzgünüm, ayrıca bu soruyu bu kadar çok -ne kadar çok mesela- ajite edersen ağlayabilirim...
mektuplar ikiye ayrılır, beyaz bir kağıda yazılan ve içinde koskocaman bir yaşanmışlık barındıranlar, beyaz bir kağıda yazılan ve içinde koskocaman bir saklanmışlık barındıranlar. ilki konusunda söylenebilecek sözleri çoğunu edebiyatçılar, yazarlar, okumuşlar filan söylediler zaten. nasıl da içli cümleler kurdular ilki hakkında, içinde büyük gözyaşı damlaları barındıran ve usul usul ağlatan cümlelerdi onlar. ne çok şey söylendi, hasretler ayrılıkla başlar, diye başladılar mektuba, yanar yürek sessizce ağlar, diye devam ettiler, çok ağlattılar, çok hüzünlüydü yaşanmışlık, korkunun ecele bir faydası yoktu ama, mektup yazınca belki ecel anlayış gösterirdi, ecele laf anlatılmazdı ama pekala mektup yazılabilirdi. uğursuz bir böcek değildi mektuplar, münasip bir adım sonrasında karşılaşılan hayalkırıklığı da vardı en güzel yerinde, hani kara kuru elleriyle ekmek yapardı, hani hiç ölmeyecek gibi yaşayan bir köy kadınıydı, yavrusunu ardında bırakıp giden bir kuş olabilir miydi, arkasından ağlayacaktı, çok özledi yavrusu, çok çabuk da dönmemişti, yavrusu çok yalnızdı, bir mektup acaba tüm bu sorulara uygun bir cevap verebilir miydi? bir gece yarısı, monitör ışığında yakamoz dinleten yara, yaşanmışlık sonrası yazılmayan bir mektuptan başka ne olabilir ki, hangi dağ üzerinden geçen yola itiraz edebilir, edebinizle oturun gençler, sen, ben mi?, evet sen, delikanlı, çek elini bakıyım, toplumun huzur ve refahı, milli gelirimiz yükselecek bak sen elini çekersen, nasa özelleştirilirse ülker alacak bak, hele sen şu elini bir çek, tüm gençler camiye koşacaklar, tüm bıyık sahibleri tayyip gibi kesecek bıyıklarını, abdullahlar reis-i cumhur, bülentler meclis başkanı olacak, delikanlı elini çektiğin zaman kendi kabuğuna çekilmiş sular çağlayacak, doğudan bir güneş tüm dünyayı aydınlatacak, delikanlı bırak bu entelektüel elleri de, bak ezan okunuyor, sen elini çektiğin zaman...
hem insan çeşit çeşit, yer damar damar, duymuş olmalısın bu sözü.
peki ya beyaz bir kağıda yazılan ve içinde koskocaman bir saklanmışlık barındıranlar?
onlar mı, boşver be, hayat, güneş, güzel insanlar. filan işte.