"nazan öncel-göç eşliğindeve şarkıya ithafen"
allahım dememi söyleyenler olabilir. tamam, kabul.
allahım.
coğrafya bilgim çok zayıf, tarihi perspektiften bakamam olaylara, analiz yeteneğim yoktur, istatistikten çuvallarım herhangi bir tercih safhasında, makro ve mikro kelimelerinin geçtiği her cümle vahşet içerir ve yaklaşamam yakınına, hülasa ortalamanın çok altında bir üniversite talebesiyim, ahir zamanda.
küba diye bir şey var, ne bileyim işte "göööç her mevsim" demek güzel hayallerle, halka büroyu açacakmış, neymiş vatandaşın sorularına cevap verecekmiş de sorunlarına ücretsiz çözümler üretecekmiş, amcalar ufacık bilgiler için bir ton para vermeyeceklermiş, haftanın bir günü onlarla ilgilenecekmiş, ezilmiş halklarla kucaklaşacakmış, beyefendi ingiliz kraliyet ailesinden ya halkla buluşmalı tabi, halkın içine karışmalı, işine bakmalı, öyle her şey para değilmiş, sosyal adalet varmış, medeniyetmiş, ahlakmış, vicdanmış, hatta daha ileri gidiyor dengesiz, nasipten dem vuruyor, hayırlısı dilinde pelesenk olmuş haberi yok, çaresiz kalınca kaderden falan bahsediyor, allahım kapıları açarsın, inanıyorum, tanrım, sen büyüksün.
gecenin bir vakti, sessizce odasına kapanıyor delikanlımız, kavramları var, hakkaniyet diye bir şey bulmuş, elinde oyuncak etti, estetikten falan bahseder oldu, özendiği adamların hiç birinin şu dünyada dikili ağacı yok, biri memuriyeti bırakmış, bir diriliştir gidiyor, diğeri kısaca fede, uzunca neyse artık, kelimeleri didikliyor şu güzel dünyamızda, bize cümleler kuruyor, şarkılar söylüyor, sen ne güzel güldün dedikten sonra solmuyordun diyor, bize bunu neden yapıyor, ne kadar da çok -yor oluyor, bak yine oldu.
etrafına hiç bakmaz oldu, burnu havalarda, beğenmez kimseyi, küçük şeylerle uğraşıyorlarmış, lüzumsuzlukla ömürleri geçiyormuş, bunların hiçbiri de iki sayfa kitap okumamış, hep başkalarıyla uğraşıyor, yok efendim türkçeyi doğru kullanmıyorlarmış, kelimeleri yanlış telaffuz ediyorlarmış, diksiyonları zayıfmış, hep laf söyleme başkalarına, başkalarının dünyasına.
ara sıra eski hastalıkları nüksediyor haliyle, şiir okuyor yalnızlık zamanlarında, cahit, ismet, sezai, filan sayıklıyor, evladım masum değilsin, bun geçici hevesleri bırak artık, metne dön, karineye dön, doktrine dön, parlak hayaller kur, sen bir günahkarsın, yapma böyle şeyler, çağrışımlardan sana hayır gelmez, git iki satır dünya kelamı öğren, yarın mezun olunca diriliş neslinin amentüsü seni kurtarmayacak, müşteriye yitik cennetten iki satır okuyup muhabbeti derinleştirmeyi falan hayal ediyorsun, sen ne yapıyorsun, dur bir düşün bakalım, hazım suluşahin işhanında en fazla halı saha maçını kaybetme sebeplerini tartışırsın, ismail yk falan, sen ne yapıyorsun, biraz ağzın laf yapsın bakalım, seni işin ikna etmek, ne o öyle mıymıy şarkılar, kitaplar, masumiyet, müze, bırak bu işleri.
şu söylediklerini sakin kafayla bir değerlendir bakalım, hangi müteahhit esaslı restorasyon yapmış bu ülkede, hangi müzik öğretmeni saadettin kaynaktan bahsederek derse başlamış ki, hangi masal, söylesene, hangi masal, gerçek olmuş, çok isteyince.
tanrım.
evet garipseyenler olacak, allahım desene diyecekler, tamam, kabul.
allahım.
sana inanıyorum, kader var, evet hayırlısı, evet nasip diye bir şey var, hemen şuracıkta, şu apartmanı geçtiğin vakit orada, orada işte, kısmet diyorum, uzun yürüyüşlerde ve gizli, saklı gülüşlerde, var, hepsi var...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder