5 Kasım 2009 Perşembe

mırıldanmalar...

başımın orta yerinde bu nasıl bir boca juniors tribünüdür.
ne dediklerii anlamıyorum ve bir noktadan sonra çekilmez bir hal alıyor kendileri.
başım ağrıyor desem, başımda filler dünya kupası yapıyor desem, gergedanlar "devler ligi" oynuyorlar, okaliptustan sapan yapan yerliler dolaşıyor beynimin iç hastalıklarında.
pratisyenlerin verdiği parollardan bıktık, bize majezik gerek majezik.

dün gök delindi memlekette. allah ne verdiyse yağdı, allah çok verdi, çok yağdı, derelerden az da olsa sular akmaya başladı, şemsiye satanların köşe başını tuutuğu yollar var güzergahımızda, yağmurlu havalarda bülent ortaçgil dinleyenler kendilerini yakında mesih ilan edecekler, sonra -mesih dediğin bir tane olur, öyle her tramvayda buğulu pencerelerden bakıp bülent ortaçgil dinleyen mesih olsaydı, uzun kış gecelerimiz mesihten geçilmezdi, benim işte benim mesih, diyecek mesihin önde gideni, öbürü harun yahya'ya -vay be güzel oldu üç tane ya- atıf yaparak kendisini öne çıkartacak, diğeri eski günlerden kalma tumuturaklı bir küfür patlatacak, neticede aralarında herhangi bir mutabakat sağlayamadan tutacaklar evin yolunu, dinle yağmuru dinle, teselli bul türküsünden.

"yağmuru yemek" tabirini bizzat yaşayınca, gece yarısı ansızın uyanmak, başını yastığın altına gömecek kadar kıvranmak, üşümek, haktır sana.
göğsümde bir kedi miyavlıyor, öksüremiyorum, öksürsem içimden elinde yumağıyla bir kedi çıkacak ortaya, karşıma geçip içimdekilerden bahsedecek, önsöz gibi konuşacak, üst solunum yollarıma minnetlerini sunacak, öksürükten kaynaklanan sorunlardan dolayı özür dileyecek, yeni öksürüklerde hataların düzeltileceğinden bahsedecek, bu öksürükte kendisine yardımcı olan yağmurla karışık rüzgara bilhassa teşekkür edecek, sus kedi sus.

sakın efsane söyleme, hazrete varır yolumuz, hey canım.

daralgınlıklardan az sonra dinlenmemesi gerekenler; cnn türk dış politika danışmanı -papyonlu eski diplomat- kesinlikle uğramayın yanına, sonra ailemizin ilkokul sıralarından kalması pek muhtemel olan ertem şener'e de bulaşmayın derim, ha bir de okula uğramadığınız zaman hocalar ek puan veriyormuş, gitmediğime pişman değilim ama, her sen aynı senaryodan muzdarip olmak üzüyor be blog, yine okula gitmediğim bir gün, yine hocanın biri gelenlere 5 puan(yazıyla,beş) vermiş, hiç de öyle beş puan için o yağmur ve tramvay çekilmez demiyeceğim, çekilir kardeşim, sonra temmuzlarda kampüsten çıkamıyorsun.

"şu ülkede her derde deva olabilecek iki şey vardır" efsanesi; ilki herhangi bir sol iktidardan sonra memleketi yönetmeye başlayan sağ hükümetler, ikincisi de her türlü ağrı sızı da göz kırpılan parol.
hayır tamam parol uzaktan sevimli gelebilir, ismi hoşunuza gidebilir, tınısını seviyor olabilirsiniz ama kardeşim "parol" işte, sokullu mehmet paşa gibi bahsetmeyiniz kendisinden, ecevit'ten sonra gelen sağ iktidarlar bile daha muktedirler, parol deme, paraguay'a bile razıyım parol deme sen.
tüm başı ağrıyanlarn başında parollansın. (uygun bir nesne bulamadım, ne? sorusuna bu cümle için verilecek cevabım yok)

ha bir de bu tip yazılardan sonra "kalın sağlıcakla" klişesi vardır ki, ondan hiç bahsetmeyelim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder