30 Nisan 2011 Cumartesi

bonibon sarısı

geldiğimiz nokta ortada, sarı bonibonlardan sabah akşam birer tane içmemizi ve rahatlamamızı istemiştiniz ya, inanmıştık lan, sizin iyiniyetinizden midir yoksa bizim düpedüz mallığımızdan mıdır tartışamam şimdi ama inanmıştık, yüksek tansiyonumuzu düşürecek ve çıkan şekerimizi düzeltecek, normalleştirecekti dünyamızı. hiç aklımıza gelmezdi sizin de insan olduğunuz, hayır hayır kabul etmiyoruz siz insan olamazdınız, siz var ya siz, bizi bu iklimden alıp götürecektiniz, başka bir diyar, yeni bir dünya sunacaktınız önümüze ve biz gerçekten yeni bir dünyayı severek inşa ediyorduk sarı bonibonları içerek, çayla içemezdik hapımızı, çünkü çay boğazımıza yapıştırır ve etki etmezdi, rahatlatmazdı bizi, su olacaktı illa, illa illa, evet bazen geceleri özellikle, sessiz sakince yataktan kalkıp misafir odasına geçip düşünüyorduk, kırlentlere bakarak düşünüyorduk, -lan ben bu hapı içiyorum sabah akşam ama hayatımda değişen ne, yoksa, ama işte o yoksadan sonrasını getiremiyorduk, ne yani sizin verdiğiniz hapa nasıl sahte derdik, nasıl bidat hükmünü verirdik, batıl diyebilir miydik ona, hemen o anda eski günleri hatırlar imanımızı tazelerdik, kafamıza takılan tüm soru işaretlerini bir yana bırakır ve evimizin bir odasından başka bir odasına geçerek, mekan değiştirerek zihnimizi durultmaya çalışırdık, şüphe götürmez sulara sarılırdık hemen, size bağlıydık çünkü, sizden olana bağlıydık, anlıyor musun sarı bonibonun şifa vereceğine, sarı bonibonla dünyamızın başka bir dünya olacağına inanıyorduk, bir sarı bonibonla baharın geleceğine, sarı bonibonla , sarı, bonibonla.

siyah takımları çektik sırtımıza, beyaz gömlek, cilalı ayakkabı, tıraşlı yüz, bıyık bırakmışız erkenden, adımlarımız yanımızda kimse yokken hızlı, başkasıyla yürüyorsak ağır, sakince, konuşmamız değişmiş, peygamberlerden örnekler var dilimizde, siyaset konuşuyorsak firavundan bahsediyoruz, zulümden, adaletten, cebmizde beş kuruş varsa birini eve dönüş için dolmuşa ayırıp kalan dördüyle kahvede arkadaşlara çay söylüyoruz, halimiz, tavrımız, hareketlerimiz değişiyor, mücadele içerisindeyiz, her sabah yeni bir dünya kuruluyor ve biz o dünyada hakkı söyleyen gençler olarak sürdürüyoruz hikayemizi, bizden olmayan kafir, zındık zaten, ahir zamandayız, müslüman coğrafyada olan biten her şey bizim derdimiz, bosna kanayan yara, afganistan dağları bizi çok ama çok ilgilendiriyor, anlatamıyoruz derdimizi ama olsun hem nuh peygamberde onca yıl sonra çok az kişiyle beraberdi, verilen örneklerimiz de böyleydi, hem nice az topluluk muvaffak olmuştu allahın inayetiyle, hafta içi boş zamanlarımızda değil dolu zamanlarımızın tam ortasında şehre iniyorduk - ki boş zamanımız zaten yoktu, müslüman dolu dolu geçirmeliydi zamanı, tefekkür halinde olmalıydı, yaptığı her işi ibadet aşkıyla vs. bizim böyle motivasyonlarımız vardı, ya anlamııyor musun mücadele devam ediyordu hazreti adem'den beri, hak batıl mücadelesi, camiyle cemaatle ilişkimiz çok iyiydi, haddinden fazlaydı ama ümmet böyle olmalıydı, hatırlasana o metaforu bir duvar gibi, tuğlaları birbirine kenetlenmiş, anlıyorsun değil mi, islam sosyalizmi olamazdı, islam'ı bir başka dünyanın yanına yanaşma olarak yakıştıramazdık, islam başlı başına duruyordu işte, komşusu açken tok yatan bizden değildir'den yola çıkarak marx'a varılmazdı, böyle düşünüyorduk, ceketimizin çakmak cebi ne yalan söyleyeyim bazımızın dolu bazımızın boştu, şimdi oransal olarak bir şey diyemem ama, sigara yoksa cihat da yok diyenlerimiz de vardı, kardeşlerim bu can bu beden bize emanettir yapmayınız etmeyiniz bu emaneti sahibine tertemiz iade etmeliyiz diyenler de, o konuda net bir tutumu yoktu ulemanın, dilimizde sultan fatih biliyor musun, sultan fatihsiz çok az cümlemiz vardı, sultan fatih'in torunlarıyızdan tut da sultan fatih'in tek millet olan küfre karşı mücadelesi, hepsini kullanırdık bir gecede, çok konuşurduk, coğrafyamızı geniş tutardık bilerek, zihnimizi açık, kalbimizi heyecanlı, anlıyor musun sarı bonibon içip rahatlıyorduk şu yalan dünyada.

hamiş: bu yazıyı eylül başında eklemişim blog arşivine. ne düşündüğümü, nasıl bir halde olduğumu hatırlamıyorum :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder