Günün birinde aklı evvel,fikri ahir bir arkadaşınız
"Ayn Rand ve Bencilliğin Erdemi" başlıklı bir dizi önermelerde bulunursa;bir çağ yangını başlamış demektir,biliniz ki elleriniz ve dilleriniz dahil olmak üzere günahkarsınız.
Sinsice karıncalanmalar sarmaya başlar bedeni.
Tüm yollar tıkanmıştır,keşmekeşler tutar dört bir yanını,en önce sığınakların yıkıldığı depremler olu dünyanda,kaoslar ve krizler başlar hemen akabinde,baş ağrıları,reçeteler, devrimler,
ilaç kuyrukları,doktor yazısı,hatıra defteri, daktilo ve birçok alakası kendinden menkul kelimeler.
Farkında olmadan bin yıllık bir kavganın tam ortasında bulursunuz kendinizi.
Kalabalık bir salon,taraflar,selamlama konuşması,jest ve mimiklerin dayanılmaz ihtişamı,mikrofon, kürsü,alt ve üstünde üçüncü sınıf peçeteler olan bir bardak su,kader, ağlar, ördü,elden,ne,gelir, masum değiliz,hatta.
Duvarlar konuşmanızı beklemektedir.İrticalen bir şeyler söylemeniz gerekmektedir.
Tek kelime,bir tek kelime bile tüm masalı değiştirebilir, samimi bir girizgah bile diplomatik gülümsemeleri içten tebessümlere çevirebilir.
Öyle bir kelime,sıradağlar kadar asilce,olimpiyat meşalesini taşıyan eski bir şampiyon kadar mağrur, piyanonun başına geçtiği zaman parmaklarına söz geçiremeyen virtüöz kadar aziz ve duvarlara sprey boyalarla yazılmış bir slogan kadar kocaman bir kelime söylemelisin.
Bir şey demelisin ki birçoğuna mani olsun.
Usul usul sahneye doğru hareket ederken kendi içinde ufaktan bir kavimler göçü yaşanmaktadır, kavramların ve hikayelerin gözleri dolmuştur,kervanların içi daralmaktadır, vatandan ayrılık başlarken intiharlar türemiştir yolculukla birlikte,civan delikanlıların saçlarına aklar düşmektedir,yolun sonu görünmez olmuştur.
Ayaklarınız sizi terk eder bir vakit sonra,geride kalan evleriniz,koyun sürüleri,dindar büyükleriniz,mermer üzerine yazılmış kadim ayetler,tüm maçları kazandığınız halde kural hatası yaptığınız öne sürülerek elinizden alınan kupalarınız ve tüm zaferler de gider yamacınızdan.
Olandan bitenden habersizdir vücudunuz,uçurtmanıza ilk önce rüzgar küsmüştür,başını başka yöne çevirmektedir şehirler, tramvay sadece sizi taşımaktadır ve sadece siz gitmektesinizdir bir yerlere,sessizce,kimsesizce.
Ağır aksak da olsa mikrofona ulaştınız işte.Kürsü sizin. Buyursunlar efendim.
Boğazınız düğümlenir,koltuk altlarınızdan ayak parmaklarınıza doğru bir dünya yıkılmaktadır şimdi,uzun kış gecelerinde ezberlediğin tüm şiirler işgal altındadır,kütüphanen yakılmış,kutsal bellediğin ne varsa harabeye dönmüştür,içinden ağlarsın,bitmiştir.
Omuzlarınız yerküreye isyan etmektedir,sineye çekilen ne varsa almış başını gitmiştir öte diyarlara,nadasa bıraktığınız topraktan haber alınamamaktadır.
Mütedeyyin,muhafazakar,müphem,muhkem ve bütün güzel kelimeler tıpkı güzel insanlar gibi ilga edilmiştir,mülga olmuştur dünyamız.
Bir kelime bütün sorulara cevap verebilir.
Acar muhabirler,gece boyu melisa çayı içmiş gibi sakin ve mütevekkil beklemektedirler.
Bir önceki derste susmak bilmeyen lise talebeleri,sekaretteki mülazım cesetler gibi çaresizce sinmişlerdir arka bucaktaki kuytu dünyalarına.
Bir kelime,bir kelime,bir,kelime.
Aylardır fırçalanmayan dişlerin yavaşça kıpırdanır.
Hançerende bir kedi boğulmaktadır,midendeki kazı çalışmalarından umut yoktur.
Dudakların harekete geçer,farklı güzergahlardan cümleler gelir kelime haznene.
Gerilime daa fazla dayanamazsın,kıyamete bir kala kıyam edersin olanca günahla,bedenin kopup gider kader boşluğunda.
Uyanırsın ehline helal/na ehle haram bir gece yarısı, Ayn Rand'ın soğuk ve akıl ermez cümleleri yanında. Onca ihanetten dekorlar kalmıştır geriye.
Soru,senaryo,sızı,suçluluk,semazen,sükunet,sur,semaver...
Objektivist etik,altruizm,değer standardı,mistisizm,akılcı refah ve aynı tezgahtan çıkmış gibi duran duygusuz,ağlamaksız,huzursuz, muhabbetsiz,içeriye dokunamayan bir garip rüya.
Altı çizilmiş cümleler,soru işaretleri,hayret verici ünlemler, parantez içine alınmış paragraflar.
Tretuvar üzerinde çırpınan bir balığın bulanık bir suda yaşama tutunması.
Keşke bulanık ve pis suya itibar etmek yerine,kırmızı kaldırım taşı üzerinde çırpınıp ölseydim.
Daha fazla kafam karışmasaydı,sağa sola çarparak son bulsaydı hikayem.
Bencilliğin Erdemi;plazaların,düşük faizli konut kredisine aşinaların,"Kübalılar da 1950 model arabalardan kurtulamadılar hala"cıların,Amerikan rüyasının,"Mülkiyet hakkı olmadan hiçbir insan hakkı olamaz"ların şüphesiz başucu kitabı.
Ayn Rand -arkasından konuşuyoruz kadının ama- uygun sorularımızı beklemeden cevaplar vermiş,nefes nefese nutuklar atıyor kitap boyunca zihnimizin tam ortasında.
Hepimizin hasta,bakıma muhtaç,yalnız,doğulu,sosyalizme hevesli,Küba romantizmini teninde taşıyan,"Yankee go home" sloganlarını koynunda saklayan tipik antikapitalist olduğunu varsayarak,kelimelerin merhemine sığınıp nasihatler veriyor.
Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor.-onca cümleden sonra ağır oldu ama new york tasvirlerine daha fazla dayanamadım,hele gökdelenlerin yükselmesinin insanları yoksullaştırmak yerine onların yaşam standartlarını yükseltmiştir demesinden sonra hiç kusura bakmasın-
Antik Mısır kölesinden veya bir modern Sovyet iççisinden dem vurarak dolmalar sunuyor önümüze.Açlığımızn o da farkında ama kafamızın çalıştığını da anlaması gerekiyor.
Açlık bize ismimizin anlamını unutturmadı.
Son olarak kesinlikle batılı bir zihin kendileri.
Beyrutlu,Mardinli,Bağdatlı birisi böyle salt akıl ve gönülsüz cümleleri bu kadar fazlaca kuramaz.
Ayrıca bu sözlerimden sonra birisi çıkıp:
"Kollektivist ve ırkçı olduğunu söylemem gerek dostum,sen aşağılık bir sosyalistsin, çevrende olup biteni görmüyorsun adamım,neden bu kadar dar kafalısın,gelişim ve değişime ayak uydurmaktan korkma,heey sana diyorum,neden dinlemiyorsun beni,bu kadar onurlu olmak neyine,sana bu hakkı hangi anayasa verdi,konuşsana,noluyor sana,kime söylüyorum,aklını kaybetmiş olmalısın,kendine gel bay hukukçu" derse ona söyleceğim tek şey:
Bırakınız Allah aşkına,bırakınız kul hatrına.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder