hepimiz burada yaşıyoruz. tam burada işte, meydanda, çay ocağında, kırmızı ışık var hayatımızda, sonra sırasıyla sarı ve yeşil oluyor, buradan saçma-sapan anlamlar çıkartacak olanlar da var ve hatta bir tribün grubunun gösterisine "pkk" diyen özürlülerle beraber yaşıyoruz, neticede sıkıldığımız anlar var şuracıkta, kızdığımız dahi ağladığımız.
çok normal gelmeyebilir size ama bazı insanlar ağlıyorlar, yani çok enteresan demi bir insan niye ağlar, bir mendil niye kanar, sen şimdi orada, köpüklü kahvenin tortusu dibe çöksün diye beklerken mesela bir mahallenin en dar sokağında kadıncağız ağladı, ağlayıverdi işte, insanımız duygusal, bu topraklarda pek yufka yürekli canım, ne o öyle karı gibi ağlıyorsunuz, dimi ama, düşmanın elini güçlendiriyorsunuz, şu gazetelere bak olur mu böyle, askerimizi aciz gösteriyorlar, askerin görevi zaten ölmek, bu nasıl vatanseverlik, kahramanca mücadele eden askerlerimize niye moral vermiyorsunuz, hem bilmezler mi ki gazetecilik demek asker gazinosu demektir bir nevi, hem önceden ne güzel postallarımız yalanıyordu, ama böyle olmaz ki, demokrasi ne arar la kışlada.
şimdi bak kardeşim, tamam sen birincisin, bilmem kaç metreden uçan kuşun gagasını vuruyorsun, sen var ya, üff dehasın, yıllarını mücadeleye vermiş, düşmanla çarpışmış, ömrünü biz sıcak yatağımızda yatalım diye nöbetlerde geçirmiş bir yiğitsin, aslında siz demeliyim, sen çok avamca, hatta paşam demeliyim, evet evet paşam demeliyim, şimdi paşam, eyvallah, sağolasınız, ama 20 yaşında bir adam ölüyor mütemadiyen, yani demek istiyorum ki sen paşasın ama o hep ölü, yani burada bir orantısızlık yok mu, bu nasıl matematik, ölüyoruz durmadan, yani insanların ölümüyle gurur duymak size şevk, azim, moral olarak dönebilir ama biz sıradan vatandaşlara acı, elem, keder olarak yansıyor sayın paşam.
şimdi mesela sizin meslekten bir paşa var, şimdilerde partisi var paşanın, paşa geçenlerde bir televizyon programına da konuktu hatta, hadi belgelerle konuşuyum beş ne bir ka programına, şimdi paşaya bir görüntü izlettiler, görüntü şu; bir şehit askerinin cenazesi, türk bayrağına sarılmış bir asker tabutunun önünde bir kadın, hani annesi oluyor o kadın, onu doğuran, büyüten, yani ben erkek kafasıyla bilmiyorum nasıl olur ama kadınlar dokuz ay kadar çocuklarını karnında taşıyorlar, bunu gözlemleyebilirsiniz kolaylıkla, neyse konuya dönüyorum, işte o kadın ölen şehit askerin arkasından kürtçe ağıtlar yakıyordu, size çok ilginç gelebilir ama alt yazıda okudum, malum biz türkler nedense kürtçeyi öğrenemiyoruz, yani vebali kime ait bilmiyorum ama kürtçemiz yok, şimdi sizi kızdırmak istemem ama ben şahsen kürtçe konuşmak isterdim, tamam tamam hemen kızmayın, şimdi o kadın, kürtçe -kahrolsun pkk, filan diyordu, belki ilginizi çeker, işte bu görüntülerden sonra paşa ne dedi biliyor musun, ben çok şaşırdım, üzüldüm, kızdım ama durun önyargılı olmayın hemen, belki siz de öyle düşünüyorsunuzdur paşayla, işte o paşa şu cümleyi kurdu; seksen yılda bu devlet o kadına türkçeyi öğretemediyse bu devletin kabahatidir.
şimdi ben bu paşayı sevmiyorum, olabilir diyeceksiniz, çünkü mesela siz de mençıştırın forveti runiyi sevmeyebilirsiniz ya da ne bileyim işte açıkta satılan simit hoşunuza gitmiyordur, yani demem o ki insanlar bazı şeyleri sevemez bir türlü, buna anlam verebiliyorum ama acının tam ortasında takınılan politik tutum var ya, o ciddiyet, o kaskatı kesilen surat, hani o tıraşlı yüzün altından çıkan donukluk var ya ne yalan söyleyeyim benim hiç hoşuma gitmiyor.
yani olacak iş mi, şimdi nasıl olacak böyle, ben şimdi sizinle ne konuşacağım, ben sizinle çay nasıl içecem, sizin yüzünüze bakamam ben, utandığımdan değil, sizi utandırmak istemem, yani biliyorsunuz insanlar hata yaptıklarında utanırlar, biliyorsunuz değil mi.
bu ülkede yaşıyoruz, hepimizin güvenlik kuşkuları var, ne olacağını bilmiyoruz ama şundan eminim ki tanrıdan rol çalmak ne bana yakışır, ne devlete, ne askere.
kimsenin diline müdahale etme hakkı yoktur hiç kimsenin.
hamiş: şimdi aklı evveller çıkıp biz kimsenin diline müdahale etmiyoruz, terör başka, kürt halkı başka, hem bakın şu anda kürtlerin ne eksiği var, aynı işte yaşayıp gidiyor, lütfen bak ayıralım bu ikisini,demesin. eğer illa ki böyle bir savunmaya geçecekse şu yazıyı tekrar okusun, eğer yine olmadıysa gitsin yirmi şınav çekip yaylalar eşliğinde şehri tur atsın. belki anlar ne dediğimi.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder