-geçen yıl istanbul'a gidip de gördüklerimi size anlatabilir miyim?
size çok ilginç gelmeyebilir ama bir şehir vardı ve o şehrin tam ortasında bir deniz bulunuyordu, evet evet daha önce deniz görmüştüm, ama bu gördüğüm deniz hiçbirine benzemiyordu, bir kere öyle şehrin kıyısında ve uçsuz bucaksız değildi, yani karşıya geçtiğinde bitiyordu, hem memlekette deniz kıyısına gittiğimizde insanlar neredeyse anadan üryan kumsalda güneşlenirken kadıköy'de her şey normaldi.
çok garip bir duygu, düşünsene, şehrin tam ortasında deniz var.
ne yalan söyleyeyim, çok özendim, sonra aklıma hamasi şeyler geldi hemen, fetih falan, bir şehri fethetmek türünden cümlelerde kurabilirdim ama kuramadım, niye biliyor musun, şehrin ortasında deniz varken konuşulmaz da ondan.
çok garipti, konya'dan gelmiştim, bilirsiniz konyada deniz yok, ama antalyada veyahut mersinde denizi gördüğümde bu kadar şaşırmamıştım, sadece ufuk çizgisinde hakkaten bulutla deniz birleşiyormuş tespitiyle yetinmiştim. haydarpaşa önünden kadıköye doğru usul usul yürüdüm, evet bir banka oturup denizi seyretmek adetlerinin olduğunu duymuştum istanbul ahalisinin, bir banka oturup, oturup, oturup, baktığımı hatırlıyorum. bir şey söyleyeyim mi ilk defa coğrafya üzerinden allah'ın büyüklüğü bu kadar muhteşem geldi bana.
sonraki günlerde şehri gezdik hallice, uzun yürüyüşler, keşifler yaptık, üsküdar çok tanıdık geldi, beşiktaş güzel ve küstah, topkapı tam keyif yeri, kapalı çarşı içine kapanık, istiklal hala ergenlik dönemini atlatamamış ve bir tespit istanbul'da tüm yollar denize çıkar.
gezdik, gördük, sahaflar festivaline denk geldiğimiz için bir çanta kitapla döndük elimizde lingir lingir. en asil duyguların stadyumu inönü ve hemen önünde dolmabahçe filan.
hey allahım neden araboğlu makasında deniz yok, allahım konya'da bir gece tüm tatlı su çeşmelerini açık bıraksak bize biraz deniz verir misin.
ortaköyde camiye girince kulağıma eğilip; -buraya gavur giren müslüman çıkar, dedi b.ç, eyvallah dostum, ortaköyden gözükünce köprü, anlıyorsun köprü metaforunu.
halkçı sarıgül yazılmış bazı duvarlara, çok güldüm, adam şişli belediye başkanı ve halkçı, hani şişli'yi görmesek neyse, aynı araplar mahallesi, adeta halk, buram buram halk.
sonra b.ç'yle üsküdar'ın tam ortasından kuleli'ye ve kuleli'den haydarpaşa'ya kadar yürüdüğümüz bir gün, deniz kıyısına oturup denizi ve olanları seyrediyorduk ki, işte olanlar oldu.
yirmi yaşındaydım ve ilk defa adı gemi olan bir şey geçmekteydi önümden. şimdi dosto olup yüzlerce sayfa tasvir etmek isterdim biliyor musun. tam biz ordayken ve ben hala yirmi yılda şu yüzmeyi öğrenememişken önümüzden kapısında güvenliğin olduğu, hani şu sonradan görmelerin oturduğu siteler var ya, abartmıyorum la, denizin üzerinden yürüyerek bir site geçiyordu, ya da dur şöyle anlatıyım hani ankara yolunda tmo, çiftçinin karagün dostudur yazan bir bina var ya, silindir gibi betonların içinde buğday olan işte o sarı bina sakin adımlarla denizin üzerinde yürüyordu, ya da dur dur kapı camisini düşün yanına iplikçiyi koy ikisini sıkıştır ve üzerine hacıveyisi yerleştir işte öyle bir şey hayal et, ona istanbul'da gemi diyorlar oğlum, onu ben denizden geçerken gördüm, şahidim allahım gördüm ben ve b.ç'nin kulağına eğilip şu masum cümleyi kurdum: -bu geminin bir sahibi var demi dostum.
ufkum bu kadar işte, ne yapıyım, bu kadarlık bir adamım ben, sonra güldük falan. gazetelerden okuduğuma göre gemi filosu olan varmış, sonra laz ziya'ya armatör diyorlardı ya gemisi olana armatör denilirmiş, şaka gibi demi, oy asiye asiye diyen adamın gemisi varmış, yav tamam armatörün ne olduğunu biliyordum ama geminin bu olduğunu yeni gördüm.
benim için çok garip bir tecrübeydi, gözlemdi, mucizeydi, gemi yüzüyordu lan.
anlatabiliyor muyum ve bunun bir sahibi vardı, şehrin tam ortasında bir denizde yüzüyordu gemi, deniz maviydi, adı marmara.
tüm bunları niye mi anlattım, tüm gemilerin bir sahibi vardır ve tüm gemilerin bir denizi olur üstünde yürüyecek, size bir sır veriyim mi, adı mavi marmara olan bir gemi bile var.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder