7 Şubat 2012 Salı

BÖLÜNMÜŞ YOLLAR


Türkiye hakkında konuşmaya başlamak için her yaş erkendir ve her gün geç kalınmıştır. Yaşadığımız topraklarda olan biten her şey bizi ilgilendirmekle birlikte bizi ilgisiz de kılmaktadır. Bu coğrafyada bizim seçmek zorunda kaldığımız bir hayatı yorumlamak, bizi romanlara yaklaştırırken şiire de hapseder aynı zamanda, hikayeler okurken kendimizi türküler mırıldanırken bulabiliriz her anda. Grift olmak durumundayız başımıza gelenleri anlamak adına.
Hepimiz dünya haritasına baktığımızda farklı da olsa bir duyguya kapılırız. Bu duygu kimi zaman tarihidir, kimi zaman son derece duygusal bir sahneyi canlandırır kimi zamanda kendimizi bir büyük boşlukta hissederiz. Tarih okuması yapan bir insan için “kaybetme duygusu” hemen kaplar dokunduğu sayfaları. Okuduklarını aklı aldıkça vicdanı bulanmaktadır, zihni kavradıkça yaşananlar gönlünü kırmaktadır hülasa bizim için Anadolu elimizde kalan son parçadır.
Herkesin birilerinden bir alacağı vardır, Kemalistlerin Müslüman reflekslerden, Milliyetçilerin Balkanlardan, İngilizlerin Boğazlardan, Yunanlıların Ege’den, Müslümanların bütün bir tarihten. Gündemi belirleyen hiçbir zaman biz olmadığımız için, tartışmaya açılan bütün mevzular sürprizdir, kendi hikayemizi başkaları yazdığı için sürekli şüpheye düşeriz –acaba doğru mu yazdı- yaptığımız mücadelenin karşılığını her geçen bulamadıkça kendi köşemize çekiliriz.
Özellikle Tanzimat sonrası ile birlikte bu yaşadığımız yerlerde çok fazla mevzu genişlemiş ya da birçok mevzi gerilemiştir. Son iki asırda münevverlerimizden ortalama insanlarımıza kadar bütün bir toplum kendini parçalanmış bir hikayenin içinde bulmuştur. Cephede kazandığı savaşı masada kaybetmiş, medresede öğrendiklerinin cari hayatta hiçbir karşılığının olmadığı gerçeğiyle karşılaşmış, kendisinin inanmadığı bir tarihe yıllarca yaslanarak inşa edilmeye çalışılan bir ulusun parçası olduğuna ikna edilmiş, manevi motivasyonu olmadan askerlik hizmetine gitmiş bir büyük karmaşadan söz ediyorum. Ne kendisinin önüne konulmuş yaşama biçimini özüne anlatabilmiş ne de artık çok eskide kalan, “kendisini bulduğu” güzel günlere geri dönebilmiştir.
Türk siyasal hayatında Müslümanların Yakın Türkiye tarihinde bütün bir mücadelesi maziye dönemeyeceklerini bildikleri halde maziye dönme motivasyonunu hiçbir zaman yitirmeme üzerine kurulmuştu. Biliyorlardı ki Osmanlı ölmüştü, imparatorluk dağılmıştı ve zaman bir başka tarafa doğru ilerlemekteydi ama bütün bunlara rağmen “Devleti kurtarmak” reflekslerine hiçbir zaman engel olmadılar. Ancak tarih 20.yüzyılın ortalarında iken Demokrat Parti iktidarı bizim kalbimizi söken bir projeye imza attı, o günden sonra “Bu Ülke”nin Batı ile olan ilişki durumu “Müslim-Gayrimüslim” çerçevesinden çıkmış “Borçlu-Alacaklı” konumuna getirilmiştir. İşte o andan itibaren biz biliriz ki batıya olan borcumuz hiçbir zaman bitmeyecektir çünkü faiz sadece Darül İslam’da haramdır. Bundan sonrası zaten Müslümanlar açısından tufandır.

Bu hafta Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı kitabı üzerine bir yazı yazmak istiyordum. Kitaptan birkaç not almıştım, altını çizdiğim paragraflara değinerek bir yazı kotaracaktım ancak aldığım notları tekrar okurken bir paragraf beni böyle bir yazı yazmak zorunda bıraktı.
“ Geleneksel anlatıları bırakıp romanları okumaya başlayınca, Allah’ın, padişahların, paşaların, orduların, devletin gücü ve kararı yanında, bizim kendi alemimizin ve seçimimizin de önemli olabileceğini ve daha çarpıcısı, kendi duyu ve düşüncelerimizi daha ilginç bulabileceğimizi hissetmeye başlarız.” Syf.47

Orhan Pamuk’un kitabı şüphesiz üzerinde konuşulmaya değer bir metin, kendi roman serüvenini büyük bir içtenlikle yazmış, roman kuramı hakkında tutumunu ortaya koymuş.
Hayatının büyük bir kısmında roman okuyan onlardan kalan zamanlarda ise roman yazan birisi Orhan Pamuk. Türkiye’de Nobel Edebiyat ödülüne sahip tek yazar. Bütün bunlar kişisel başarıları şüphesiz ama roman kuramı üzerinden hayata bakışı belki de şu paylaştığım paragrafta da açığa çıkan arka plandaki algısı başlangıçtan beri yazmaya çalıştığım asıl soruyu bize bu kez sesli soruyor:
-Orhan Pamuk Batı’ya olan borcunu ödeyebilir mi?

Gelelim “Bölünmüş Yollar” başlığının gerekçesine. Türkiye toplumu Demokrat Parti yıllarını Anadolu’nun birçok şehrini birbirine bağlayan yolların yapılmasından dolayı hayırla yad eder, Ak Parti iktidarının ise en göze çarpan hizmetlerinden birisidir Bölünmüş Yollar.
Kendisine henüz bir yol bulamamış bir toplumun en çok itibar ettiği konunun bölünmüş yollar olması kadar doğal ne olabilir ki.

20 Kasım 2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder